Paris’te 3 PKK’lının öldürülmesi üzerine yüzlerce tahmin

yapmak, bir o kadar senaryo üretmek mümkün. Zaten günlerden beri yapılanlarda

bundan ibaret. Konuşan ve yazanlar bakış açılarına göre tahminlerini dile

getiriyorlar. Bu tahminlerin içinde gerçeği gösterenlerde olabilir. Ancak, bu

gerçekler resmi delillerle ortaya konulamadığı sürece tahmin olma niteliğini

korumaya devam eder.

Paris’te 3 PKK’lının öldürülmesi bir caninin eyleminden

ibaret değildir. Arkasında çeşitli güçler olabilir. Hatta bu arada bazı

devletlerin istihbarat örgütleri de buna dâhildir. Böylesine uluslararası bir

organizasyon ya da destek sonucu bu cinayetler işlenmiş ise işin aslı hep

karanlıkta kalacaktır. Özellikle de Suriye’deki etkinliğini giderek kaybeden,

kontrolü Amerika ve Rusya’ya kaptıran Fransa eğer son karışıklıkları fırsat

bilerek yeniden etkili olmak için harekete geçmiş ve Suriye istihbaratı ile

işbirliği yapmış ise olayın gerçek sorumluları hep karanlıkta kalacaktır.

Özelliklede Fransa’nın yeniden eski sömürgecilik günlerine dönme arzusunun bir

ifadesi olan Afrika’da Mali’deki operasyonu, Somali’deki bir takım hareketleri

akla bu ihtimali getiriyor. Bu arada Fransa’nın Afrika’da başlattığı darbe ve

işgallerde başarısızlığa uğramanın ardından İngiltere ve Amerika’dan destek

istemesi sanki dünya üzerinde yeni sömürgecilik döneminin başlatılma hareketi

gibi görünüyor. Ama dediğim gibi tüm bunlar birer tahmin. Ama cinayetin sebebi

PKK içindeki bir iç hesaplaşma ise resmen olmasa bile işin aslı çok geçmeden

ortaya çıkacaktır.

Netice itibariyle masa başında tahminlerde bulunmak ve

senaryolar üretmek fazlaca bir anlam ifade etmiyor. Sadece aktüel bir konu

üzerinde fikir yürütmekten ibaret kalıyor.

Bu arada Türkiye’nin Afrika ülkelerine dönük yardım

hareketinin bu ülkelerde uyandırdığı sevgiden eski sömürgecilerin rahatsızlık

duyması da ihtimal dâhilinde. Çünkü yıllardan beri ya doğrudan işgal ederek ya

da oluşturdukları kukla yönetimler eliyle Afrika’yı sömürmüş olan ülkelerin

burada devreye girmeye ve etkili olmaya başlamasından rahatsız olmaları

doğaldır. Hele birde devreye giren bu yeni ülke sömürü niyetiyle değil, sevgi

ve kardeşlik duyguları ile gidiyor, ticaretin ötesinde bir karşılık

beklemiyorsa elbette Afrika’nın eski sömürgecileri rahatsız olacaklardır.

Bu söylediklerim de bir tahmini ifade ediyor. Ancak,

gelişmeler tahminime haklılık da kazandırıyor.

Demek istediğim o ki, Paris’te işlenen cinayetleri sadece

PKK içi hesaplaşmaya bağlamak bana doğru gelmiyor. Olayın arkasında

uluslararası güçlerin olduğunu, sömürülerine taş koyacak gelişmeleri engellemek

adına yapamayacakları iş, işlemeyecekleri cinayet olamayacağını gösterdiğini

düşünüyorum.

Bu arada Fransa’nın özellikle işbirlikçi darbecileri korumak

adına Mali’yi işgale kalkışmaları dikkat çekicidir. Demokrasi ve insan hakları

koruyuculuğu bayrağını kimselere bırakmayan sömürgeci güçlerin çıkarları söz

konusu olduğunda demokrasiyi bir kenara iterek darbecilere destek verdiklerini,

hatta darbecilerin koltuklarını korumak adına ülkeleri işgale kalkışmaları bile

artık olağan hale gelmiş bulunuyor. İşte böylesine bir dünyada olaylar üzerine

tahminler yapmak mümkün ama işin gerçeğini ortaya koyabilmek oldukça zor.

Bu arada Paris’teki cinayetlerin arkasında ülkemize yönelik

terörün son bulmasını çıkarlarına uygun bulmayan ülkeler istihbaratlarını

aramakta yanlış değildir. Yani terör Türkiye’nin bir iç sorunu olmaktan çoktan

çıkmıştır.