Ölümünde Bile

Sisteme İsyanını Sürdüren Adam:

Mücahid Erbakan

Son 200 yılı acılarla, mağlubiyetlerle yoğrulmuş,

horlanmış, aşağılanmış, ezilmiş bir milletin/ümmetin çocuklarının öğretilmiş

çaresizlik psikolojisi bataklığına düşme tehlikesi her zaman mevcuttur.

Öğretilmiş çaresizlik psikolojisine teslim olan bir insan unsuru, ezber bozucu

her türlü yaklaşımı, atılımı, eylemi, zamansız mekânsız, anlamsız ve tehlikeli

görür. Gerçeği arama, olaylara nüfuz etme noktasında duyarsız, hayalcidir,

kendini aldatmayı sever. Kendi kurtuluşunu başkalarından bekler ve risk üstlenmez.

Aydınlar, düşünürler, bilim adamları, kanaat önderleri,

cemaat liderleri ve siyasetçiler, bu ruhsal, psikolojik ve zihni alt yapıyı iyi

okumalıdırlar. Çok tehlikeli olan, halkın bu tür tutum, tavır ve davranışı

değildir. Asıl tehlikeli olan, aydınların, düşünürlerin, kanaat önderlerinin,

siyasetçilerin ve bilim adamlarının gerçeği görme noktasında, derinliğine

düşünme, alternatifli düşünme noktasında zafiyet göstermesidir.

Psikolojik savaş uzmanlarının topluma göstermek

istediğinin arka planına nüfuz etme noktasındaki duyarlık kaybı, bugün en ciddi

sıkıntımızdır. Her şeyi siyah beyaz ekseninde gören bir zihni yapı, birçok

olayın aydınlamasının önünde en ciddi engeldir.

Bu noktada iki uç yaklaşımın kıskacı söz konusudur: 1-

Komplo/Tuzak yok yaklaşımı. 2- Her şeyi komplo/Tuzak olarak görme yaklaşımı.

Değer sistemleri arasındaki mücadelede tuzak/komplo/hile

yok yaklaşımı, ne kadar tehlikeli ise; her şeyi, sadece tuzak/komplo/hile

ekseninde görüp karşı politika geliştirmemek de aynı oranda tehlikeli ve yanlış

bir yaklaşımdır. Bu nedenle basiret ve feraset sahibi bir mümin aklına ve bir

stratejik akla ihtiyaç vardır.

Rahmetli Erbakan Hocanın mücadelesi, bir bütün olarak

incelendiğinde, birçok ezberi bozduğu, milleti öncelikle uyandıracak ve

teşkilatlandıracak bir strateji ve politika izlediği görülmektedir. Milletin ve

Milli Görüş hareketinin önüne kurulan tuzakları görerek hareket etmiş ve her

türlü tahrike karşı duygusal davranmamıştır.

Burada, bu konudan hareketle Dünya İslam Birliği için

gerekli dersler çıkarılacaktır.

Stratejik Akıl-

Stratejik Düşünce

Strateji, çare bulma ilmidir. Bulunduğumuz konumdan

ulaşmak istediğimiz konuma nasıl varılacağına ilişkin kuvvetlerin, imkanların

sevk ve idare edilmesi, ilim ve sanatıdır. Strateji, kendi kuvvet ve imkânlarınızın

analizi ile düşman ya da rakiplerinizin kuvvet ve imkânlarının analizi üzerine

kurulur. Strateji, zihinler arası bir mücadelenin, bir savaşın hayatın

pratiğine uygulanmasıdır. Zihinler arası bir savaş olduğu için yığınla

belirsizliği bünyesinde barındırır. Sizin düşünemediklerinizi karşı tarafın

düşünmesi, karşı tarafın düşünemediklerini sizin düşünmeniz her zaman

mümkündür. O nedenle strateji düzenli, sürekli ve derinlemesine bir düşünmeyi

ve akletmeyi gerekli görür. Stratejide duygusallığa, hayalciliğe, ihmale,

vurdumduymazlığa, aymazlığa yer yoktur. Strateji, kısa vadeli olmayıp uzun

vadelidir. Olaylara etki eden bütün iç ve dış faktörleri göz önüne alır, almak

zorundadır. Her an her şeyin değişebileceği olgusunu düşünür. Stratejik akıl ve

düşünme, tarihi tecrübeyi daima bir veri olarak göz önüne alır ve ondan

yararlanır. Stratejide en az kayıpla en yüksek kazancı elde etmek asıldır.

Stratejinin Özü Hiledir

 Değer sistemleri

arasındaki mücadele, sınırsız ve topyekun olduğundan tüm değer sistemleri, en

nihayetinde dünyaya hakim olmak isterler. Bu değer sistemlerinin mutlak hak ve

inhisarcı oldukları inancından kaynaklanmaktadır. Değer sistemleri arasındaki

bu mücadeleden dolayı, veli kavramı çerçevesindeki dostluk, sırdaşlık ve

güvenirlilik, sadece o değer sistemine mensup insanlar arasında geçerlidir;

karşı değer sistemine mensup insanlar arasında değil. Kur an-ı Kerim de Enfal

Süresi 72-75 ayetlerinde bunu çok açık bir şekilde görebilmekteyiz:

Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah

yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri)

barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.

Küfredenler de birbirlerinin velileridir. (8 Enfal

72-73)

Diğer taraftan Kur an-i Kerim, iki farklı değer sistemine

mensup insanlar arasında kurulan sevgi, sırdaşlık, dostluk ilişkisi ile akıl

erdirmek ve hile/tuzak/komplo arasında özel bir ilişkinin var olduğuna dikkat

çekmektedir:

Ey iman edenler, kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin.

Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışırlar, size zorlu bir sıkıntı verecek

şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,

sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık;

belki akıl erdirirsiniz.

Sizler, işte böylesiniz: onları seversiniz, oysa onlar

sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle

karşılaştıklarında «inandık» derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size

karşı olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. Size bir

iyilik dokununca onları tasalandırır, size bir kötülük isabet edince ise onunla

sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenleri size

hiç bir zarar veremez. (3 Al-ı Imran 118-120)

Bir mümin, bu ilişki ağına dikkat etmek ve ona göre

davranmak zorundadır. Buna, basiret ve feraset sahibi olan bir müminin aklı ya

da stratejik akıl demekteyiz.

Stratejinin özü, rakip ya da düşman güçleri yanıltma,

aldatmaya dayanır. Hz. Peygamber Harp bir hiledir derken kast ettiği

stratejinin bu yönüdür(2).

İnsanoğlunun yeryüzü seyahati, Cennette İblis in Hz.

Âdem le Eşine kurduğu tuzağın bir sonucudur (2/29-39, 7/10-27,

20/115-129,59/16,15/27-43,17/61-65). İblis ve İblis in yolundan gidenler var

olduğu sürece, hakla batılın, helal ile haramın, maruf ile münkerin ve iman

edenlerle küfredenlerin mücadelesi devam edecektir.

Geçmişte bütün peygamberlere, hâkim düzenin müntesipleri

tarafından savaş açılmış, peygamberleri yok etmek için her türlü hile, oyun,

desise ve tuzak kurulmuştur. Bu, değer sistemleri arasında ki mücadelenin bir

kanuniyet olarak vardır (16 Nahl 26, 27 Neml 49-50).

Bu noktada, Şeytan ve onun yolundan gidenlerin

kurabilecekleri tuzaklar, başvurabilecekleri hileler için her hangi bir ölçü

yoktur. Hiçbir ahlakı endişe olmadığı için her şeyi, her yolu kullanabilirler

(17 İsra 73-75; 4/113).

Milli Görüş Hareketine Karşı İç ve Dış Güç Odaklarının

Mevzilenişi: Sol-Alevi-Sabatayıst Cunta

1946 dan itibaren Ordu içerisinde değişik renklerde

cuntalar, ekipler hep var olmuştur. Bu cuntalar, dış destek alarak darbe ve

muhtıralarla, seçilmiş iktidarları düşürmüşlerdir. Genel olarak cuntaların

tümü, ABD-İsrail-İngiltere nin işbirlikçisi olmuştur.

1987 den itibaren ordu içerisinde oluşan, Üruğ ekibi

olarak isimlendirilen sol cunta, Yön Ekibi , 1990 yılından itibaren ordu

içerisinde operasyon yaparak ordunun kilit noktalarını ele geçirmeye

başlamıştır. Bu cuntanın en belirgin özelliği, Sol- Alevi- Sabatayist

işbirliğine dayanmış olmasıydı. ABD-İsrail-İngiltere şer ekseni tarafından,

Sol Alevi-Sabatayist Cuntanın önü, gelecekte yapılacak operasyonlar için,

şuurlu bir şekilde açılmıştır (1-3). Sol Alevi-Sabatayist Cunta, İsrail le olan

ilişkilerin başını çekmekte ve RP nin iktidara gelişini engelleme gibi bir yola

başvurmayıp onun iktidar oluşundan maksimum faydayı elde etmeyi hedeflemiştir

(4). RP iktidarı, onlar için iyi bir darbe gerekçesi olacaktı. Bu cunta, 28

Şubat sürecine gelindiğinde, Batı Çalışma Grubu adı altında örgütlenmiştir.

Erbakan ın Gördüğü Tuzaklar

1993 te, RP nin Meclis te sadece 38 milletvekili vardı.

Görünürde RP, sistem için tehlike değildi. Ancak Milli Görüş hareketi yükselen

bir güçtü. Yıpranmış olan Merkez Sağ kadroların hitap ettiği tabanın yeni

gözdesi RP idi. Bunu, hem ulusal hem de küresel sistem mensupları görmekte ve

bu hareketi vaktinden önce iktidar yapıp, iktidarda, canlı canlı mezara gömmek

peşindeydiler. ABD-İsrail-İngiltere şer ekseni tarafından desteklenen

Sol Alevi-Sabatayist Cunta, ordu içerisinde buna göre mevzilenmekte ve hazırlık

yapmaktaydı.

Erbakan, tehlikeyi ve kurulan tuzağı görmüştü. 23 Aralık

1993 te, yapılmış olan bir röportajda Erbakan, bu tehlikeye, tuzağa hatta özel

bir projeye dikkat çekmekteydi:

Erbakan: Refah Partisi ni bekleyen büyük bir tehlike

vardır. Türkiye nin ekonomisi çıkmazdadır. Türkiye, taklitçi zihniyetle

yönetiliyor. Bu adamlar, kadrolar kuruyorlar. İktidara getiriyorlar kurdukları

kadroları yıpranıncaya kadar kullanıyorlar. Sonra yıpranan kadroları ambara

kaldırıyorlar. Ellerindeki yedek kadroyu iktidar yapıyorlar. Ambara

kaldırdıkları kadroyu da yeniden cilalayıp, gerek görülürse iktidara getirmek

için hazır bekletiyorlar. Böylece tahterevalli gibi, biri iniyor diğeri

çıkıyor. İşte bu nedenle Demirel yedi defa gidip, sekiz defa geri gelebiliyor.

Biz buna karşıyız. Biz iktidara geliriz. Geliriz

gelmesine de Evet iktidara gelebiliriz. Ama sonra ne olur İktidarda kalabilir

miyiz Yani bizi iktidara hapsederler

Biz bir şey fark ettik. Bugün Türkiye de bizim iktidara

gelmemizi engellemek isteyen güçler var. Eskiden bize ilgi göstermeyen çevreler,

şimdi bize hoş görünmeye çalışıyorlar. Eskiden yolumuza engel koyanlar, şimdi

engellerini çekmek ister gibi davranıyorlar. Adeta bizim iktidara gelmemizi

ister gibi çalışıyorlar. En azından bize ilişmemeye özen gösteriyorlar Bu

adamlar bizim iktidara gelmemizi hoşgörüyle karşılıyorlarsa, bunda bir bit

yeniği vardır.

Anladığımız kadarıyla, bu adamlar bizim iktidara

gelmemize ses çıkartmamak kararı aldılar. Biz iktidara geldikten sonra da bizi

iktidarda perişan etmeyi düşünüyorlar Böyle bir planları varmış gibi geliyor

bana. Biz iktidara geleceğiz. Sonra da bizi iktidara hapsedip perişan etmek

isteyecekler. Bize iş yaptırmayacaklar. Önümüze akıl almaz engeller

çıkaracaklar. Atacağımız her adımda bizi batırmayı, sabote etmeyi düşünecekler.

Hangi soruna el atsak, çözümü yokuşa sürüp, çok kısa zamanda bizleri iktidarda

beceriksiz davranmış olmakla suçlayacaklar. İşte Müslümanlar ne kadar

başarısız, görün diyecekler.

Elimizde Amerikalıların yayınladıkları stratejik

araştırma enstitülerinin raporları var. Bunlara göre, Türkiye deki askeri

ihtilallar çözüm getirmiyor deniliyor. Ama biz iktidara gelirsek hükümetimizi

çalıştırmazlar. Bu raporlardan bizim çıkardığımız sonuç budur.

Ama biz Allah a güveniyoruz. (5)

Erbakan Hoca nın hissettiği tehlikeleri, tuzakları,

projeleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Sistem Karşıtı Unsurların Sistem İçine Çekilerek

Entegrasyonu Projesi RP nin Sağcılaştırılması, Merkez Sağ Parti Yapılması

Başarısızlığın İslamileştirilmesi Projesi

İşbirlikçi Konumuna Sokma Projesi

Şiddete Bulaştırarak Darbe Yapma Projesi

Milli Görüş Hareketi ni Parçalama Projesi

Milli Görüşün Karşısına Güçlü Rakipler Çıkarma Projesi

Erbakan hislerinde yanılmamış, bu projeler birbirleri ile

bağlantılı bir şekilde devreye sokulmuştur. İstenen sonucu elde edebilmek için

önce RP sonra da FP kapatılmış ve Erbakan Hoca siyasetten yasaklanmıştır.

Sonuç: Cihad eden kadrolar tuzakları gören ve oyun

kurarak cevap veren bir stratejik akla sahip olmalıdır

Erbakan Hoca ile 1993 yılında yapılmış olan Röportajı göz

önüne aldığımızda, bu tuzakları zamanında gördüğünü ve bölme hariç hepsine

karşı gerekli tedbirleri aldığını söyleyebiliriz. Erbakan Hoca nın sürecin

başlangıcında, Milli görüş er geç gelecektir ama bu kanlı mı olacak kansız mı,

buna Türkiye karar verecektir. şeklinde yaptığı bir konuşma, muhtemeldir ki,

belli mihraklara, şifrelenmiş bir mesajdi. Durup dururken Hoca nın bu konuşmayı

yapmasının, özel bir nedeni olmalıydı. Hoca bu konuşması ile vermek istediği

muhtemel mesaj şunlar olabilir:

Sokakta Milli Görüşçülere yapılan saldırıları durdurun,

zorlasanız dahi şiddete bulaşmayacağız, oyuna gelmeyeceğiz.

Kurduğunuz tuzağın farkındayım, tuzağa düşmeyeceğim

Gerekirse restinizi görürüm.

Bugün Dünyanın değişik yerlerinde cihad eden

kardeşlerimizin, Erbakan Hoca nın verdiği mücadelenin bu boyutundan gerekli

dersleri almalarında yarar vardır.

Milli Görüş ün ak saçlı nesli, bizzat olayların içinde

bulunup yaşadıkları için çok daha fazla bilgi ve tecrübeye sahipler. Bu birikim

ve tecrübeyi, hem gelecek nesillere, hem de dünyanın değişik yerlerinde Cihad

eden kardeşlerimize aktarmaları onlar için tarihi bir sorumluluktur. Aynı

deneyimleri, tekrar yaşamamıza gerek yoktur. Özellikle Tunus ve Mısır da Batı

işbirlikçisi eski sistem, bütün kurum ve kuruluşları ile ayaktadır. Benzer

operasyonlar oralarda da yapılabilir. Kardeşlerimizin, tehlike-tuzakları

zamanında görüp gerekli tedbirleri alabilmeleri için bu birikim ve tecrübeye

ihtiyaçları vardır.

Allah tüm iman edenlere, basiret ve feraset sahibi bir

stratejik akla sahip olmayı nasip eylesin.

Ve ( Hz. Muhammed:) Allah ım Senin adınla düşmana

saldırırım, Senin adınla düşmanın hilesini defederim ve Senin adınla düşmanın

üzerine yürürüm.

Öyleyse; (Hz. Muhammed:) Ey insanlar! Sizler sulh ve

sükûnet devrindesiniz. Öyleyse, Gelecekteki mücadeleler için hazırlanın. (Sulh

ise) yakında miadı dolacak olan bir hazırlanma devresidir.

Karanlık geceler gibi işler karıştığı zaman Kur an-ı

Kerim e sarılınız. (6).

Kaynaklar

1-Koru, F., Ne değişti, Y. Şafak, 25.8.2000

2- Akit Gazetesi, 10.6 1997. ST Petersburg Times dan

alıntı

3- Coşkun, M.; Çakmak N., Attilâ İlhan la çeşitli

konulardan... Milli Gazete 22-23-24.03.2003.

4-Vatandaş, A., Armagedon Türkiye İsrail Gizli Savaşı,

Timaş yay., İstanbul, 1997, S;22- 28, 33-34, 46-55, 113-116

5- Altındal, A., Röportaj, 23-24 Aralık 1993, Yeni

Günaydın.

6- Kandehlevi, M.Y, age. c.1. s:1783