Rabbimiz dünyada da "güvenli, güzel, huzurlu bir hayat" (Nahl/112), yolculuk için ihtiyacımız olan kitap /Kur'an-ı Kerim ve insan/Peygamber nimet ve rehberlerini bize sonsuz rahmetiyle keremiyle ikram ve ihsan buyurmuştur. Yolda iki zıt çağrı, iki kılavuzluk var: Rahmanî ve şeytanî. Seçme özgürlüğümüz var.

   Ne yazık ki, biz hayat iksiri/ruh/şifa/nur/vahiy elimizde olmasına rağmen, bunun değerini bilmeyen hastalıklarla melûl, mefluç ve şaşkın vaziyetteyiz. İlaçlarımızı ne kendimiz kullanıyoruz ne de insanlığa sunabiliyoruz... Elimizdeki reçete, ilahi, evrensel. Bunu tanıma, tanıtma ve kullanma sorumluluğumuz var iken, beşeri ideolojilerin zehirli, büyülü, aldatıcı reçeteleriyle hastalanmayı sürdürüyoruz.

   Hani, nerede: "Vasat/hayırlı/şahit/örnek ümmet..." (Bakara/143). "İyilikleri emreden, kötülükleri de engelleyen ümmet?" (Âl-i İmran/104). Nerede "ümmet, vahdet?" (Âl-i İmran/103). Her Cuma hutbesinde neden, "Adalet, iyilik, ihsan, ahlâk emirleri; zulüm, fuhuş yasakları" okunur? (Nahl/90).

   İlahi mesajın bilgi ve bilincinden mahrum insanlar, biz Müslümanlara bakarak soruyorlar: "İlaç/şifa elinizdeyse, niçin hastasınız, zillettesiniz?" Ve bu sorularla sarsılıyoruz.

  "İlahi mesajlar, elçiler (din) adaletin sağlanması için gönderilmişlerdi" (Hadid/25). Her yerde zulmün karanlığı var...

   Dünyadaki zulümlerden sadece tağutlar mı, sapık ideolojiler mi sorumlu? Nerede toplumları "ıslah edecek ülema, ümera?"

   Onlara (ehl-i kitaba) Âl-i İmran/64-67, Nisa/171,Maide/17. ayetleri kim okuyacak?

    "Ümera"ya: Bakara/205, Hac/41, Nur/55, Hadid/25, Nisa/58-59, Nahl/90. ayetlerini hangi "ulema" okuyacak?

   Bizim işimiz de zalimlerden şikâyetçi olmak. Tam bir zillet bu...

   Halkı iman ve salih amellere, tevbeye, ahlaka kim çağıracak? 

   "Hakk'ı kim tavsiye edecek?" (Asr). "Din nasihatini" kimler kimlere yapacak?

    Batılılaşma/lâiklik gereği İslam bütününden elimizde "iman(?)" birkaç farz amel ve ahlâk kaldı. Bunlar da söylemde, şekilde, sözde... Eksiklikler ve yanlışlıklarla dolu... Ne "sahih iman", ne "salih amel" ne de güzel ahlâk kaldı..."Laiklik doğrultusundaki" parçalamaya, sınırlandırmalara rağmen bu çerçevede yapılabilecek hizmetlerin yeterli olduğunu görebilseydik...

   Dinimize doğrudan, karşıdan ve de mihraptan, kürsülerden, köşelerden saldırılar, reform söylemleri, çabaları, yanlış tanıtımlar, ahlaksızlıklar gittikçe yayılıyorken yapılabilecek çok şeyler olduğuna inanıyoruz. Herkes gücünün yettiğinden sorumlu. Gücümüzü, yetkimizi, sınırımızı da zorlamalıyız; hem kulluğumuz hem de bulunduğunuz konum/makam bunu gerektiriyor.

   Yoksulluk toplumları zayıflatsa da çökertmez. Zenginliğin azgınlığı/sefahat ise çökertir. Bunun gibi adaletsizliğin, ahlaksızlığın yaygınlaştığı toplumlarda şayet "marufu emretmek, münkeri engellemeye çalışmak" farzı terk edilir, istiğfarlar da olmazsa yine o toplum da, devleti de çöker.

   Camilerimizde bile İslam bütününün ancak bir parçası anlatılabiliyor. Namaz, oruç gibi. Mer'i yasaların, hükümet icraatının İslâmî bakımdan takbih ve tezyifi/eleştirilmesi yasaktır. Suçtur (T.C.K md. 219). Ahlaki yönden bile iffetsizliğin eleştirilmesinin sorunlarını yaşayabiliyoruz. Böyleyken din görevlileri halkı nasıl aydınlatacak, yöneticilerine nasihatler/uyarılar nasıl mümkün olabilecektir? Camide yok,okulda yok,ticarette yok,hukukta,siyasette,sokakta yok...Nerede?! Sonra da deizmden, terörden, LGBT’den şikâyetler... Halkımızda bir taraftan bunlara lanet ederken, hükümetine de dua edebiliyor...

   İslam dininin korunması için yasal düzenlemelere ihtiyaç yok mudur? Başımıza gelen musibetlerin sebeplerinin ellerimizle işlediğimiz günahlarımız olduğu gerçeğini kim söyleyebilecek? (Şura/30).

    Hz. İbrahim (A.S.), Yahudi veya Hıristiyanlardan, müşriklerden olmayıp, hanif/ehli tevhit doğru bir Müslüman’dı. Bu nedenle "İbrahimi dinler" kavramı yanlış ve batıldır. Bunun benimsenmesi inancımıza zarar verir.

   Bunun gibi, tek hak geçerli din İslam, ötekiler de batıl olduğundan "üç büyük din", "semavi dinler", "ilahi dinler" kavramları da yanlış ve batıldır. "Dinlerarası diyalog" kavramı da aynı nedenlerle batıldır. Semavi/ilahi kitaplardan da günümüzde sadece "ilahi kitap" olarak Kur'an-ı Kerim var. İnancımızın tevhide/İslam'a uygun, hak/doğru; buna aykırı inançların da tevhide aykırı, batıl olduğu görüş ve kanaatindeyiz.

   Biz Müslümanlar olarak (ülema, ümera) ehl-i kitabı da, tüm insanları da tevhide (tüm kitaplara, peygamberlere ve son peygambere S.A.V.) inanmaya, İslam’a çağırmalıyız.

   Biz tevhit ile batılları (aykırı tüm dinleri, düzenleri, yolları, hayat tarzlarını, ilkeleri, ölçüleri, değerleri, hükümleri, yasaları, ideolojileri...) reddediyor; sadece ve ancak şirk koşmaksızın Allah Teala'nın egemenliğini seçerek, beğenerek; O'nun itaatine, yoluna, nizamına, hükümranlığına, kulluğuna, O’nun Hak dinine/İslam’a, O’na (C..C) teslim oluyoruz...

   Bize de tüm insanlığa da "hayat verecek" İslam'a hava, su, toprak, güneşten daha çok muhtacız... Bilebilsek.

    Varsa, yanlışlıklarımızın düzeltilmesini tekraren istirham ediyor, selam ve saygılarımızı sunuyoruz.