Rasulullah (sav)’in vefatından sonra Arap kabilelerinin kitle halinde dinden dönmeleri çeşitli sebeplere dayanmaktadır. Bunları özetle şu şekilde sıralayabiliriz: “1- Rasulullah (s.a.v.)’in vefatının getirdiği sarsıntı. 2- Dini bağların zayıf oluşu. 3- Nasları tam olarak anlayamama. 4-Cahiliye hayatına karşı duyulan özlem. 5- Haramlara teslim olma, onları aleni işlemekten sakınmama. 6- Belirli bir düzene girmekten uzaklaşma. 7- Şer’î otoriteye karşı gelme. 8- Kabile asabiyeti. 9- Mal-mülk (ve riyaset) sevgisi. 10- Cimrilik ve haset 11- Yahudi, Hıristiyan ve Mecusi gibi dış unsurların İslam toplumuna menfi etkisi.” (Hareketü’r-Ridde, 110-137)

Görüldüğü gibi dinden dönme olaylarına karışanların gerekçeleri çok farklılıklar arz etmektedir. Ancak gerekçeler farklı olsa da İslam devletine ve Müslümanların halifesine isyan etme hususunda hepsi de aynı safta toplanmış ve büyük bir isyan hareketi başlatmışlardır. Hatta İslam devletinin başkenti Peygamber şehri Medine-i Münevvere’nin güvenliği dahi tehlikeye girmiştir. 

İşte İslam devletinin en zayıf noktasında bu çaptaki isyan hareketlerinin bastırılmasında elbette ki Müslümanların halifesi Hz. Ebubekir’in (r.a.) müstesna bir yeri vardır. Zira o, bütün sahabelerin karşı çıkmasına rağmen mürtedlere karşı savaş açmış, kendisi de bizzat kılıcını kuşanarak bu orduya katılmıştır. Hz. Aişe annemiz o günkü manzarayı şöyle tasvir ediyor: 

“Babam kılıcını çekip binitine bindi, sonra da Zil kıssa vadisine sürdü. O esnada Ali b. EbîTalib geldi ve onun binitinin yularını tutup: “Nereye ey Rasulullahın halifesi? Sana Rasulullah’ınUhud günü söylediğini söylüyorum. (1) Kılıcını kınına sok, sana bir şey olması sebebiyle bizi kederlendirme. Allah’a and olsun ki, eğer sana bir şey olursa İslam bir daha asla düzen tutturamaz.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir geri döndü. (el-Bidâye Ve’n Nihâye 6/319)

Dinden dönüşün çeşitlerine gelince; onlardan kimi İslam’ı tamamen terk etti ve putperestliğe geri döndü. Kimi peygamberlik iddiasında bulundu. Kimi namazı terke davet etti. Kimi İslam’ı kabul edip namaz kılmaya devam etmekle birlikte zekât vermekten kaçındı. Kimi Rasulullah (s.a.v.)’in vefatına sevindi ve eski cahiliye adetlerine geri döndü. Kimi de (menfaatinin kulları olanlar) tereddüde düştü ve işler kimin aleyhine sonuçlanacak diye beklemeye başladı. Fıkıh ve siyer âlimleri bütün bunları açıklamaktadır. (Hareketü’r-Ridde, 20)

Hattâbî şöyle diyor:

Dinden dönenler iki guruba ayrılmaktadır. Birinci gurup; İslam dinini terk edip küfre dönenlerdir. Bunlar da iki kısma ayrılmaktadır: Birinci kısım; nübüvvet iddiasında bulunan Müseyleme ve ona tabi olanlar, yine nübüvvet iddiasında bulunan Esved el-Ansî ve ona tabi olanlardır. Bunlar Rasulullah (sav)’in nübüvvetini kabul etmiyorlar, onun yerine başkasını kabul ediyorlardı. İkinci kısım ise; İslam’ı tamamen terk edip cahiliye adetlerine geri dönenlerdi.

İkinci gurup ise; namazı kılıyor, ancak zekâtı vermek istemiyordu. Namazı kabul ediyor, ancak zekâtın farz olduğunu kabul etmiyordu. Zekât vermeyen bu gurup içinde zekâtı vermek isteyenler de vardı, ancak onları reisleri zekât vermekten men ediyordu. ( İmam Nevevi, Şerhu Sahih-i Müslim, 1/203)

Kadı İyaz’ın dinden dönenler hakkında yaptığı taksimat da buna yakın bir taksimattır. Ancak ona göre dinden dönenler üç guruba ayrılmaktadır. Putperestliğe geri dönenler, nübüvvet iddiasında bulunan Müseyleme’ye ve Esved el Ansî’ye tabi olanlar, İslam dininden dönmediği halde zekâtın Rasulullah (sav) zamanına mahsus bir ibadet olduğu iddiasıyla yalnızca zekâtı inkar edenler. (Şerh-i Sahih-i Müslim, Nevevî 1/202)

Asr-ı Saadet devrinde yaşama bahtiyarlığına ermiş bu insanların çeşitli gerekçelerle İslam dininden dönmüş olmaları veya en azından bazı hükümlerini uygulamaktan kaçınmaları gerçekten çok dikkat çekici bir husustur. Dünyevileşmenin had safhaya çıktığı, muhkem dini hükümlerin dahi tartışma konusu yapıldığı ve dinin hayattan giderek çekildiği günümüzde bu meselenin çok daha derinden anlaşılması lazımdır.

1-) Hz. Ali (r.a.) burada Rasulullah (s.a.v.)’in Hz. Ebubekir’e Bedir’de söylediği sözü hatırlatıyor. O gün, Hz. Ebubekir oğlu Abdurrahman’a karşı mübareze için harekete geçtiğinde Rasulullah (s.a.v.) ona “Kılıcını kınına sok, yerine dön” Buyurmuştu.