Anayasa değişiklikleri görüşmesi Meclis’te tartışılırken, en çok duyduğumuz sözcük, devletin bekasıydı.

Ne demek devletin bekası? Millet, insanlar bu bekanın neresindeler? Devlet, tek başına bir şey ifade eder mi? Milleti olmayan devlet olur mu? Devlet mi önce doğdu, millet mi?

Devletin bu kutsallığı nereden geliyor?

Devlet ebed müddet düşüncesi, ne kadar İslami, ne kadar insani?

Devlette görev ifa edenler, bir müddet sonra otoritesini kalıcı kılmak ve güçlendirmek için kutsallıklar izafeye başladılar. Devlet kutsal olmazsa, kendileri de kutsal olmayacaklardı.

İnsanın da devletin de varlık nedenini unutuverdiler.

Bugün yaşadığımız birçok problemin temelinde bu karmaşa yatıyor.

Devletten uzak duranlar, sağlıklı ilişkiler geliştirirken, devletin başına geçenler, zaman geçtikçe, oturdukları makamlara, sıfatlara kutsal manalar kattılar…

Bugün, bir türlü çözemediğimiz, ayrıştıramadığımız insan devlet ilişkisini… Birey devlet diyaloğunu, mantık zeminine, inanç bağlamına indiremedik.

Referandum sürecinde, devlet kutsallığı… Devletin bakası yaklaşımı hep hitaplarda, konuşmalarda yer alacağa benziyor.

Anlayacağınız, tartışmayı yanlış araçlarla, yanlış zeminde yapmaya devam edeceğiz.

Lakin devlet için, devletin bekası için evlatlarını kurban eden bir gelenekten geliyoruz.

İstikbalde, kardeş kavgaları çıkar, devlet yönetimi zaafa uğrar endişesiyle, evlatlarını kurban veren bir geçmişimiz var.

Bu yaklaşımın doğruluğu, yanlışlığı… İnanca uygunluğu, uygunsuzluğu layıkıyla münakaşa konusu yapılmamıştır.

Bugün, devletin bekası diye öne sürülen tezlerin ayrıntısı, kutsayıcı gerekçeler, doğru ve sağlıklı tefekkür etmemizi engellemektedir.

İnsan, kendi eliyle yonttuğu, kendi eliyle oluşturduğu, kendi ihtiyaçları için inşaa ettiği kurumlara kendini kurban vermeli midir?

Halife olan insan mıdır, devlet mi?

Devlet, hâkim midir, hadim mi?

İnsan mı devlete hizmet edecek, devlet mi insanların hizmetinde bir aygıtlar bütünü olacak?

İlk devletler… İlk insanlar… Yüce Allah, devletleri değil, insanları sorumlu kılmıştır. İnsanlara ödevler ve mükâfatlar vaat etmiştir.

Önemli olan insanın haysiyetli yaşama çizgisidir.

İnsan şerefli bir yaratık olarak dünyaya gönderilmiştir. Temel ödevi, bu şerefli çizgiyi korumak ve kollamaktır.

Birilerine kul köle olmak için yaratılmamıştır. Sadece ve sadece Allah’a kullukta… Allah’ın kudretine teslim olmakta hürdür.

Devlet gereklidir, devletli yaşamak esastır… Devlet kültürümüzde, inancımızda olmazsa olmazımızdır İki kişi yola giderken, biri baş olsun, diğeri ona uysun diyen bir inancımız var.

Devletli yaşamak, devleti gerekli görmek ayrı, kutsal saymak ayrıdır.

Devletin bekası tartışması, benim nazarımda birçok problemimizi çözecek mahiyettedir.

İnsan mı, devlet mi kutsal ayrımına varamadan… Bugünkü kısır çekişmelere isim koyamayız.

Devlete kurban edilmiş insan… Devletin memuru insan… Devletin koruması insan…

Devletin adamı insan anlayışı ortaçağ yaklaşımıdır. Milletin adamı, milletin memuru denmelidir.

Siyasetin de, iktisat biliminin de… Devletlerinin de varlık sebebi, insanın hür, şerefli ve insanca yaşamasıdır.

Gerisi lafügüzaftır.

İddiası olan buyursun…