Milli İttifak, Milli Koalisyon adına ne derseniz deyin bugünlerde Zeytin Dalı Operasyonu’ndan sonra ülkenin gündemine oturan ve en çok konuşulan konu haline geldi. Milliyetçi Cephe benzetmeleri de yapılmıyor değil. Lakin kamuoyuna takdim edilen milli ve yerli ittifak olduğu ve arkasından da söz konusu vatansa, gerisi teferruattır diyerek konuyu pekiştirme ve kamuoyunu bu hususuyla yönlendirme çabaları da dikkatlerden kaçmamaktadır.

Hemen aklımıza gelen şu ki; ya siz kiminle ittifak yapıyorsunuz da, vatanın, milletin bekasını kendi siyasi istikbalinizden daha önde tutuyorsunuz? Geçmişte yaşananlara bir bakın. Sayın Bahçeli ülkemizin hangi önemli meselesinde elini taşın altına koydu da, vatanın bekasını düşündü? 1999 seçimlerinden sonra kendisine başbakan ol, kayıtsız şartsız destekleyelim diye Fazilet Partisi’nin altın tepside sunulmuş bu fırsatını elinin tersiyle itip, Ecevit’le ortak olmadı mı? Hatta Rahşan Hanım’ın acılı, ağır laflarına aldırmadan bu ortaklığı devam ettirmedi mi? Yine o ortaklık sırasında Apo’nun idam dosyası başbakanın masasında beklerken, Ecevit’in o günlerde hastalığı nedeniyle en az iki ay görev yapamadığı bir zamanda bu koltuğa oturup, söz konusu dosyayı imzalama cesareti gösterememişken bu neyin bekası acaba? Diğer bir taraftan o tarihlerdeki Cumhurbaşkanlığı Seçiminde adayınızı gösterin, destekleyelim tekliflerini de geri çevirmiş; hatta kendi partisinden aday olmak isteyen bir zat-ı muhteremi de zor kullanarak caydırmıştır. Ve Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı olmasını sağlamıştır. Bütün bunlara baktığımızda parti içi muhalefet güçlü olarak ortaya çıkıp Sayın Bahçeli’nin koltuğunu sallamasaydı ve iktidarın desteğiyle koltuğu kurtaran bu zat-ı muhterem iktidarın kayıtsız şartsız savunucusu ve sözcüsü haline gelir miydi? Ya da iktidarın yavru muhalefet dediği MHP ile referandumda kaybetme tehlikesini görmeseydi bir araya gelir miydi? Geçmişte birbirlerine sarf ettikleri galiz sözler hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır. Onun için de bu birlikteliğin altında yatan sebepleri, vatandaşın gayet iyi düşünmesi gerekir. Bir de şu var ki; kahraman silahlı kuvvetlerimizin sağladığı üstün başarıları kendilerine siyasi enstrüman olarak kullanıp, hamasi nutuklarla hemen hemen günün 24 saatinde nerdeyse bütün televizyon kanalları ve medya organlarında topluma takdim etmeleri...

Bu durumda toplum ne yapsın? Günün 24 saati beyinlerine zerk edilen, tazyiklenen sözde milli ittifakın dışında alternatif olarak hiçbir siyasi oluşumun bu kadar görünmemesi toplumu tek taraflı düşünmeye ve hatta düşünmeden karar vermeye adeta zorlamaktadır.

Aklıselim insanları yönlendirmek, kandırmak tabi ki o kadar da kolay değildir. Zira bugünlerde yine ülkemizin menfaatine olmayan hatta toplumun zararına diyebileceğimiz icraatlarından biri de şeker fabrikalarının özelleştirme adı altında yine birilerine peşkeş çekilmesidir. Yine diyorum çünkü bundan evvel de satılmadık hemen hemen hiçbir tesis kalmadı. Bu fabrikaları Erbakan Hoca koalisyon hükümetleri döneminde o günkü bütün muhaliflere rağmen ne zorluklarla yapmıştı. Atasözüdür ya yiyen bilmez, doğrayan bilir. Ah keşke geriye dönüp de bir Allah razı olsun diyebilseniz bari.

Silahlı kuvvetlerimizin sınır dışı operasyonları gündemin büyük bir bölümünü oluşturduğundan iç siyasette çok önemli gördüğümüz hususlar toplumun dikkatinden ne yazık ki kaçırılmaktadır. Ekonomi, sağlık, eğitim, işsizlik, yoksulluk gibi devasa sorunlar hemen hemen hiç gündeme getirilmemektedir. Ancak Saadet Partisi bu sıkıntılarla gayretli bir şekilde uğraşsa da, medya yeterince vermediği için maalesef toplumun dikkatinden kaçmaktadır. Her şeye rağmen gelecek Milli Görüş’ün olacak ve bu milletin saadeti bulmasıyla huzura kavuşacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Allah adaletini tahakkuk ettirecektir inşallah. Vesselam.