Cemre, dağılmış bir ailenin üç çocuğundan biri ve üniversite tahsilini tamamlamak için üç yıl önce köyünü terk edip İstanbul’a gelmiş. Köyünden ve ebeveyninden bahsettiğinizde “O defterleri açmayın” diyor ve konuyu kapatıyor. Eğer bir genç, ailesi hakkında konuşmaktan kaçınıyorsa orada kabuk tutmuş yaralar, küllenmiş acılar vardır ve genç, yarayı tedavi etmek yerine üzerini örtüp yok saymaktadır. Nitekim Cemre, “Okulu bitirmeme bir yıl kaldı, bana acılarımı hatırlatan köyüme dönmeyi hiç düşünmüyorum, bir çare üretmek zorundayım” diyor ve kendisini güvende hissedebileceği bir yaşam alanı arıyor. Her çocuk hayatındaki başarıları önce ailesi ile paylaşmak ve zaferini onlarla kutlamak ister. Her çocuk evinde kendini huzurlu hisseder ve dış dünyanın keşmekeşlerinden, bitmek bilmeyen kaos ve çatışmalardan uzaklaşıp evine sığınır ve burada kendini güvende hisseder. Eğer bir çocuk evinden uzaklaşmayı tercih ediyorsa orada onun yaralarını kanatacak, acılarını deşecek ve kanatlarını kıracak sebepler vardır. O nedenle genci suçlamayın, akıl vermeye kalkmayın zira onun nasihate değil anlaşılmaya ihtiyacı var.
İki kişi geleceğe dair tozpembe hayaller kurup evleniyor, evliliği yürütemeyince de birbirlerine nefret kusarak yollarını ayırıyor ve hatalarının bedelini çocuklara yüklüyorlar. “Annem ve babam her şey yolunda dediğim anlarda dahi bir bahane bulup suyu bulandırır ve kavgaya tutuşurlardı” diyor Cemre ve böyle durumlarda kendince bir yöntem bulup acısını hafiflettiğini ifade ediyor. Bu yöntemin ne olduğunu sorduğumda gülüyor ve belki küçümseyeceksiniz ama ne zaman evde kavga olsa odama geçer, gözlerimi kapar ve çocukluğuma gider babaannemle geçirdiğim günleri hayal ederdim” diyor.

Babaanne ile geçirdiği günlerin hayatının en huzurlu günleri olduğunu ifade ediyor Cemre ve ne zaman sıkıntıya düşsem o günlere gider, enerjimi yükseltirim diye ekliyor. Hepimiz benzer yöntemler kullanır ve yaşadığımız acıdan sıyrılmaya çalışırız.

Zengin bir şehir gibidir iç dünyamız ve yaşadığımız her şey burada kayıtlıdır dolayısıyla istediğiniz vakitte istediğiniz kapıyı açıp ziyarette bulunabiliriz. Cemre, aile içi çatışmaların getirdiği gerginlikten kurtulabilmek için iç dünyasında mevcut olan bu zenin şehre sığınıyor ve omuzlarındaki yükü buraya terk edip yol alıyor. Ve o bunu kendisine uzattığı bir baston olarak tanımlıyor.

KALEMİN DOSTLUĞU

Bir arkadaşım ne zaman kendimi kötü hissetsem elim gayri ihtiyari kaleme gidiyor ve günlüğümü açıp içimi döküyorum sonra bir kuş kadar hafifliyorum, kalemim ve günlüğüm iki yakın dostum” demişti. Sahip olduğumuz şartlar ne olursa olsun içimizi dökebileceğimiz bir dosta ihtiyaç duyarız ancak öyle anlar olur ki etrafımızda insana dair hiçbir iz bulamaz ve koskoca bir boşluğa açılırız. Böyle durumlarda kaleme uzanır ve duygularımızı kâğıda aktarıp deşarj oluruz.

Dün gibi hatırlıyorum, çocukluğumda kıyıları çiçeklerle süslenmiş bir günlüğümüz olurdu ve insanlara açamadığımız duygularımızı buraya aktarır ve günlüğü kimsenin ulaşamayacağı bir yerde saklı tutardık. En yakın sırdaşımız olurdu günlüğümüz ve hayatımızın gizli kalan kısımlarını burada saklardık.

DOST ELİ

Komşum Seher Hanım, iş ortamında ya da aile içinde bir sorun yaşadığında göğsünün daralıp, enerjisinin düştüğünü ve böyle durumlarda bulunduğu ortamdan uzaklaşıp kısa bir yürüyüşe çıktığını ifade ederdi. Seher Hanım, göğsündeki yükü yollara serptiğini ve attığı her adımda nefesinin biraz daha açıldığını söylerdi. Yürümenin kendisini ruhen ve bedenen zinde tuttuğunu ifade eden komşum bu alışkanlığı sayesinde direncini ayakta tuttuğunu belirtirdi.

Dostlarını bir araya getirip sohbet atmosferi oluşturan ve bu özelliği ile bilinen arkadaşım Şule ise tatsız bir olay yaşadığında mutlaka bir arkadaşını arayıp paylaştığını ancak bu şekilde rahatlayabildiğini ifade etmişti.

Geleneksel kültürün hâkim olduğu dönemlerde bireyler ilişkilerinde yakınlığa önem verir ve kendilerini doğal bir dayanışma ağının içinde bulurlardı. İnsani ilişkileri geliştiren ve bireylere biz duygusu kazandıran yakınlık ortadan kalkınca yalnızlaşma, stres, korku ve endişe gibi sorunlar artmaya başladı. Seküler kültür kalpleri yakınlaştıran sevgi bağlarını kopararak ruhsal sorunlara davetiye çıkardı. Artık psikiyatriste gitmek mahalle bakkalına gitmek kadar sıradanlaştı. Başınızı hangi yöne çevirseniz gözünüz bir terapistin tabelasına takılıyor fakat ne aldığınız destek programları ne de kullandığınız ilaçlar kalıcı bir çözüm getirebiliyor. Ve insanlar mizaçlarına uygun yöntemler bularak kendi yağları ile kavrulmayı tercih ediyorlar.