Siyaset felsefesi, daha özelde siyaset bilimi, bir toplumun siyasi örgütlenmesini belli siyasi rejim tiplerine ayırmaya çalışmış olsa bile, toplum denilen ilişkiler yumağında söz konusu edilen siyasi rejim tiplerinin aynıyla tezahür etmesi ayrı bir sorunu beraberinde getirmekten geri durmamıştır. Buna bağlı olarak, gerek bireyin gerekse toplumun özgürlüğü, güvenliği, mutluluğu, refahı gibi olguların da mahiyet ve nitelik bakımından gerçekleşmesi ya da gerçekleşme imkânının bulunup bulunmaması, yerine göre temel sorun olarak ortaya çıkmaktan kurtulamamıştır.
Öte yandan, her ne kadar siyasi rejim tipleri başat ilke ve özellikleri temelinde çeşitli tanım, açıklama, değerlendirme ve eleştiriye konu edilerek karşılaşılan sorunların giderilmesi için farklı görüşler ileri sürülmüşse de, bu rejim tiplerinin farklı dönemlerdeki uygulamalarının iç içe geçme gibi bir tehlikeyi barındırdıkları söylenebilir. Bu türden tehlike ya da sakıncaları gidermek maksadıyla, mesela Aristoteles “karma siyasi rejim” olarak tanımladığı bir sistemde bireyin ve toplumun “mutluluğu”nun gerçekleşebileceği ihtimalinin daha yüksek olabileceğini belirtmişti. Buna göre, Aristokrasi’nin başat ilkesi olan soyluluğun, oligarşinin başat ilkesi ya da özelliği olan “menfaat”in, demokrasinin dayanağı olan “özgürlük” ilkesinin birleştirilmesiyle ortaya çıkacak “karma yönetim”in en iyi yönetim biçimi olacağını ileri sürmüştü.
Şu önemli gerçekliği göz önünde tutma gereğini belirtmekte yarar vardır: Siyasi rejim tiplerinin tanım ve açıklamalarında, özellikle Batı siyaset felsefe ve biliminin hareket noktası olarak aldığı kadim Yunan kültüründe insan toplumu, aslında topluluk, onun iktisadi, kültürel, toplumsal ve siyasi örgütlenmesi de “Polis”, yani “Kent-Devleti” ölçeğine dayanmaktaydı. En önemli bir farklılık da, “Polis” olarak topluluğun esas kabul edilmesi ve önceliğiydi. Dolayısıyla insan olarak birey ve onun varlığının gerçekleşeceği zorunlu ortam toplum olgularının kavranılma gereği ikincil düzeyde kalıyordu.
Batı düşüncesi, siyaset felsefesi ve bilimi, en azından Hümanizma ve Rönesans’tan itibaren insan olarak birey ve toplum olgularını düşüncenin merkezine almak suretiyle Devlet, İktidar, Siyaset ve siyasi rejim tiplerini yoğun tanımlama, irdeleme, açıklama ve çok yönlü eleştiriyle ele alma durumunda kalmıştır. Günümüze kadarki süreçte, sadece kuramsal, bilimsel, öğretisel, ideolojik bağlamlarında değil, yoğun, şiddetli ve çeşitli uygulamalar deneyimleri ölçüsünde ortaya koymuş ve yaşamıştır.
Sözgelimi siyasi rejim tipi olarak demokrasi, hem kuramsal temelde hem uygulamalar boyutunda, dönemler itibarıyla mahiyeti ve özellikleriyle farklı şekiller içinde tezahürleriyle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Otoriter siyasi rejim niteliği taşıyan “krallık” ile “totaliter” rejimlerin başat özelliğinin seçimler yoluyla ortaya çıkan “genel irade” söyleminde dönüşüme uğradığı tarihi süreçte gözlemlenebilmişti. “Demokrasinin beşiği” şeklinde nitelenegelen, bize göre gerçek anlamda yanıltıcı olan “Birleşik Krallık” ile bir ara Napoleon’un Roma İmparatorluğu’nu ihya etme hülyasının kabardığı zamanlarda demokrasinin başat özellikleri arasında sayılan siyasi parti, seçim gibi kurumlar işletilmekteydi. Daha çarpıcı örnek Alman Nasyonalist partisinin seçim yoluyla Hitler’in liderliğinde totalitarist bir yönetime dönüşebilmesidir.
Bir başka açıdan, toplumsal gruplar arasında şartların zorlanmasıyla ya da devletin görev ve yetkilerinin amacına aykırı kullanılmasıyla toplumda belli bir sınıfın istek ve çıkarının hakim konuma gelmesi, demokrasi içinde gerçekleşme yolu bulabilmektedir. Mesela burjuvazinin, sanayi devrimiyle sanayici veya teknokrat olarak tanımlanan bazı toplumsal grupların ideolojik olarak devlete hakim olmaları böyledir. Bütün bunlar demokratik siyasi rejim tipinde ortaya çıkma yolunu bulabilmiştir. Ancak yine demokrasinin mahiyet ve niteliğinde gerçekleştirilebilen yeni tanımlar, yorumlar ve değerlendirmeler sonucu belli ölçülerde tehlike ve sakınca olmaktan çıkarılmış görünse bile, özellikle bireyin ve toplumun özgürlüğü bağlamında yeni sorunların ortaya çıkmayacağı anlamına gelmemektedir.