Hayatta adım adım ilerlemek insan gerçeği. Çocukluktan başlayan bir süreç. Lütfa ve ihsana erişenler, verilenlerin bunun hakkını verebilenler hak ettiklerine kavuşurlar. İnsana verilenlerin kıymetini bilmek ahlâkî bir erdem. Hayatın hemen bütün alanlarında geçerli bir durum. Başarı ya da yükseliş bundan sonra gelir. İnsanın ilerleyişi, yükselişi kazanımı.

Erdemli insanların varlık sonucu. İçten içe yükseliş ve gelişim. Medeniyetimizin erdemlileri, büyükleri, manevilikleriyle korunuyorlar ve hayattadırlar. Onlar için maddi bir ölümden söz edilemez. Eserleri ve manevilikleriyle hayatın içindedirler sürekli.

Günümüz insanının yükseliş ve düşüş ya da alçalış nedenleri çok farklı. Manevilikten yoksunluk. Medya aracılığıyla, insanı pazarlama teknikleri ve yöntemleriyle şişirilir, gereğinden fazla abartılır, hak etmediği yere çıkarılır. Gözden düşmesi gerektiğinde boşluğa bırakılır, kişi o anda darmadağın olur, bir daha toparlanamaz. Günümüz tiplerinde buna sık rastlıyoruz. Gerek siyasada gerek hayatın diğer alanlarında bu tipleri görmek artık sıradanlık. Bu karakterler hakketmedikleri halde abartıldıklarında iyice şişinirler. Kendilerini bir yere sığdırmazlar. Bunların içinde değeri ve karşılığı olan kimseler yer ve konumlarının değerini bilmezler, dalgalara kapılırlar, konumlarının dışında bir yere doğru savrulurlar. Onlar ise kendilerinin kurbanı olurlar. Hırslarının, tamahlarının ve aceleciliklerinin tuzağına düşerler.

Siyasal alanda bunu görmek çok daha kolay. Değerli bilinenlerin yerle bir olduklarını çok rahat gözlemleyebiliyoruz. İsimler hiçbir zaman önemli değil. Dikkatli bir göz ve sezgi ile kim oldukları çok rahatlıkla anlaşılabiliyor.

Hayatta insanı bekleyen çok yönlü tuzaklar var. Sindirilmeyen hiçbir şey hazmedilemez, zamanla bünyeyi zorlar, çizgisinin dışına çıkarır.

Günümüz siyasal yapısının en belirgin özelliği, yükselen ve düşenlerin kıyamet kadar çok olduğu gerçeği. Bu, kıyamet sahnesindeki izdihamı çağrıştırıyor desek abartmış mı oluyoruz.

Güvenilir insan sayısı giderek azalıyor. Siyasanın acımasız ve öğütücü çarkı insanları bitiriyor. Gücü elinde tutanlar, bunu becerenler sadece ayakta kalıyorlar. Onların kalışları, varlıkları da belli bir süre ile sınırlı. Çünkü insan ömrü ve gücü de bir yere kadar.

Yükseliş ve düşüşlerden sonra yaşananlar iyi örnekler olmadığından insanlar hayattan çok çabuk kopuyor ve yılıyorlar.

Yılgın insanlar yüzyılındayız. Öyle ki hiçbir çabalarının sonuç vermeyeceği duygusu ile yaşıyorlar insanlar. Çark acımasız, belli kesimler için sadece bir varlık nedeni. Diğer yanıyla öğütücü. İnsana değer vermek, kazandırmak, onu da hayata dahil etmek düşüncesi yok bu hayatta. Öğütülenler sadece öğütülmek için vardırlar.

Kapitalist dünyanın ruhu egemen. Müslümanlar da bu çarkın içinde. Kimi dişlisi, kimi de öğütüleni.  İlke ve kurallarıyla yaşamayan toplumlar başkalarının oyuncakları olurlar sadece. Bu hayatın içinde kendilerini bir yere konumlandırırlar ve bununla da avunurlar. Bu, onlara hiçbir değer katmaz. Yeri geldiğinde tersyüz olurlar, boşluğa salınırlar, toz olurlar.

Kendilerini bir şey sananlar boşuna bir avuntudadırlar. Bir karşılıklarının olmadığı günü gelince anlaşılır ama çoktan iş işten geçmiş olur. Değerlerinin kıymetini bilemeyenler savrulurlar, bir yerlere gelir gibi olurlar, sonra da değerleriyle birlikte yok olup giderler.

İnsanın değeri, ruhunun sahihliğinin olduğu yerdir. Kendi dünyasıdır. Güçlü gibi olunmayan yerde bile olsa kıymetlidir. Günü gelince o mutlaka karşılığını bulur. Bunda zerre kuşku yoktur.

Kendi topraklarında, evinde, yurdunda kişilikleri ve karakterleriyle olanların hiçbir kaybı olmaz. Onlar onurlarıyla gelir, onurlarıyla giderler. Arkalarından tek olumsuz bir sözcük bile edilemez.