Modern insan toplumla sanki sıkı sıkıya bağlı olduğu,

gizli bir anlaşma yapmış gibi Her şeyi baştan sona bir sisteme bağlamış ve

iyi çocuk rolünü en güzel şekilde oynamaya çalışmaktadır. Bunun parolası kısa

ve nettir. İyi bir yaşam için sıkı çalış, kurallara uy ve sen hiç endişe etme

çünkü sen böyle yaşadıkça toplum seni koruyup, kollayacaktır.  Hayat, üzerine düşünülecek ve daha iyisi

istenecek bir şey değildir. Onun için arıza çıkarma! Zaten toplum, arıza

çıkaran tipleri de pek sevmez ve de barındırmaz. Eğer bir yerde arıza çıkacaksa

bile onu da sistem çıkarır. Kültürel, ahlaki, çevresel ve bilumum kirlenme,

çürüme hakkında kafa yormana gerek yok. Mevcudu muhafaza ederek yaşamak elbette

garanti bir yoldur. Onun için ister sivil toplum, ister kamusal alan, isterse

bağımsız bireysel alanlarda hep muhafaza edilmiş; sert, asık suratlı bir

gardiyan oturur. Bu kimi zaman toplumsal bir norm olarak, kimi zaman da

meymenetsiz bir bürokrat ya da emre amade çok etkili, az yetkili bir memur

olarak çıkar karşınıza İnsan, okuldan başlayarak ufak ufak öğütülür ve

tornadan kaçak vermeden çıkması sağlanır. Ondan sonrası ise kolay; çizilen

çizginin içinde rolünü ve statüsünü iyi oynarsa ondan iyisi yok, kötü oynar ve

çizgiyi geçmeye çalışırsa anında ceza kesilir, dışlanır.

Onun içindir ki pek çok insan değişiklik istiyorum

derken yalan söyler, çünkü değişiklik gerçekten korkutucu bir şeydir. Ve her

değişim mottosu aslında bir öncekinden daha katı, daha sert çizgilerle geri

döner.  Bizde her yeni vaadi ve

değişim iddiası pürtelâş karşılanır. Daha ne olduğu kavranamadan,

sorgulanmadan ya üzerine yatılır ya da taşlanır. Anlamak için çaba sarf

edilmez. Onun içindir ki şaşkınlığımız Tanzimat tan beri devam etmektedir. Bir

türlü kendimizi anlayamamamız, anlatamamamız bu saikledir. Gerçi anlamaya da

anlatmaya da gerek duymuyoruz. İçinde yaşadığımız büyük karmaşanın sınırları

içinde her kesim, tanımlanan rolüne uygun yaşayıp gidiyor. Sistematik olarak

sınanıp, sistematik olarak ya cefaya, ya da sefaya uygun adım yürütülüyoruz.

Öyle bir noktayı yaşıyoruz ki ne önce ne de sonra diye bir şey olmuyor. Sanki

her şey bizimle kaimmiş gibi davranıyoruz. Savunma ve hücum zamana göre

karakterize edilip, ısmarlama yaşanıyor. Kimin neyi ne kadar yapacağı adeta bir

takvime bağlı. Yani batı cephesi hep aynı, doğuda da ambalaj değişti. Böylesi

dar alanda sıkışmış ve çaresiz gibi görünen zamaneye sunulan en iyi ilaç

özgürlük ve hürriyet söylemi oluyor. Ancak bu söylemin öyle bir yanı var

ki; insanı kışkırtıyor, kanını hareketlendiriyor. Nihayetinde insanın kendisini

aldatmasından başka bir şeye yaramayan bir narkoza dönüşüyor. Çünkü hiçbir

zafer istenileni, arzulananı getirmiyor.

Spinoza, Havaya fırlatılan taş konuşabilseydi kendi

arzusu ile yola çıktığını söylerdi diyor. Bugün yaşadığımız, maruz kaldığımız

her şeyin kendi irademizle olduğunu ifade ediyoruz. Derin nefesler alıp, Bak

evlat! Bildiğin gibi değil, çok ile başlayan cümleler kurarak, daha

filizlenmeye durmuş nice çiçeği en başından hizaya sokuyoruz. İslamcı

ağabeyler, yorgun, yılgın ve çok kilolular. Sadece ciğerleri değil yürekleri,

kafaları da yağ bağlamış. Çürüme kaçınılmaz. Zamanı yenileme iradesini

neredeyse kaybettik. Kim bir değer ortaya koymuşsa onu dört bir koldan iğdiş

edip, popüler heveslerin zehirli kollarına bırakıyoruz. Burası çıkmaz sokak

bayım! Hedonist, bencil bir yaşam tarzı ile ümmet olunmuyor. Kiralık kalpler

ile bir nesil yeşermiyor. İçinde kaybolunan varlık ile anladığımız,

bildiğimiz varlık   aynı değil. Maalesef

bunun farkında ve şuurunda olamıyoruz. Bize verilen ömür ve gücümüz nispetinde

içinde bulunduğumuz hâl ile mücadele etmeliyiz, en çok bunu unutuyoruz.

Hak tan yana olmanın üzerimizde bir sorumluluk oluşturduğunu asla

unutmamalıyız. Zamana ruhunu verecek, iyi ve güzeli tesis edecek sistemin paslı

dişleri arasından insanı yek pare çıkarıp alacak, gayreti göstermek ise

boynumuzun borcu. Hakikatten yana olarak yaşanmış bir ömür ile kurgulanmış bir

ömür arasındaki fark, ödediğin bedel de gizlidir. Dünyada olmak, kalıcı olmak

için çalışmak değil, geçiciliği taçlandırmak içindir. Ahiret var, buna

inanıyoruz ve dairenin içine girmiyoruz. Hoşça bakın zatınıza

TAŞ GEMİ

Ve ben, aşk yordamıyla yürürdüm

tenhalarda

Melekler konargöçerdi hüznümün

istasyonundan

Misafirdi Yusuf benizli düşler uykularıma

Yüzümdeki çağdaş bir sivilcenin kuyusundan

bezirganlar çekerdi beni karanlığa

Çingene kızları vapur iskelelerinde

çiçek satardı

Gemiler çoğaltırdı yalnızlığımı

Ardına kadar açıktı yüreğimin kapıları

Bir ömrü gelecek diye harcadığım

sevgili için

(Cüzler, 1. Bölüm-Mürsel Sönmez)

NOT: Bu hafta müziğimiz mesafesiz koşuculardan Halil

İbrahim Uzun dan Minoo Javan, Hey Yar, Hey Yar şarkısı. Kadife bir sesin

yumuşaklığında, deli gönlün hallerini duyuyoruz. Feryat mı, hasret mi yoksa

gariplik mi Notalara kulak kesildiğinde duyduğun şey; içilen aşk zehrine ne

sözün, ne de öğüt ün fayda vermediğidir. Perdeyi hafif aralıyorum, sarı sokak

lambasını selamlayarak iniyor, karlar. Sanki dans ediyorlar, sokak lambasının

etrafında, burada gece Özlediğim topraklarda ise güneş doğuyor. Kim bilir

sokaklarında günlük hayatın telaşesi çoktan başlamıştır. Müzik, deli gönlün

teline teline basıyor. Pencereyi hafif aralıyorum, keskin soğuğu içime

çekiyorum. Müzik içimin ağusunu boşaltıyor. İnsan sadece özlüyor.

Bize Kadar

1- Ahmet Hamdi Tanpınar, nefis bir şekilde özetlemiş

Sabır insanın kalesidir.

2- Bir tas sütün içine kuru ekmekleri ufala, sonra da

dünyanın geri kalanını da sofrana davet et. Hep birlikte kaşıkla Unutma! Önce

kalp ölür.

3- Hiçbir yere sığmayan eşyalara sahip olmak için boşuna

uğraşma, sığmayan eşyalar değil biziz. Hayatı sadeleştir Çokça muhabbet koy,

insana yer aç. Kendine yer aç!

4- Yaşıyorlarsa Anne-baba onları ihmal etme, gözlerine

fer ol. Vefat ettilerse bir dua, bir kabir ziyareti için vakit kaybetme

Yetimleri ve garipleri de sev, sevindir!

5- İyi bir abi ol, iyi bir abi bul, birine iyi bir kardeş

ol! Ne olursan candan ol, vefadan bir çınar ol.

6- Gözleri tenhada nemli olanlardan ol. Merhametli ol,

fanatik olma! Maşa hiç olma! Olacaksan bir dua ol!

7- Güzel bir türkü aç, bir çay koy,  solo takılma! Dostları da çağır, dipte-derinde biriken efkâr da dağılsın. Hoş

geldiniz.

Dağarcık

Benim yaşadığım sessizlikte bayramın gerçekliği

kayboluyor. Bugün bayram ve tek başına odaları dolaşarak geçmiş günleri her

odada canlandırma aralığı. Evde kimse yok. Herkes memlekete gitti. Ben de evde

kalan kedilere yemek vermek için geldim buraya. İstanbul doğumluların memleket

dediği şeyin gerçek karşılığını anne babalar hissettiği için, onlara memleket

sevinci bana bugün içinde bir gurbet evi. Öyle karışık, her baktığım anıyı

canlandırma isteği ile doluyum. Bayram ilerliyor, herkesin sesi sokağın

ortasından eve süzülüyor. Yalnız bir evin soğukluğu hiçbir telefon konuşmasıyla

da giderilemiyor. Yorgunluk yalnızlıkla anlaşmış gibi; omuzlardan çökmeye

başlayan ağırlık bir çekyatın uykuya en yakın olduğu yer oluyor. Uyku, bayramın

içine yakışacak bir usul de değil fakat çaresizlik uykunun peşinde kendine yer

buluyor. (Mustafa Toprak, Bayram Günü Konuşan Misketler)

TEKKE

Tersine dünyanın büyük şehirlerinde yürümek bir tehlike,

nefes almak bir kahramanlıktır. İhtiyacın tutsağı olmayan korkunun tutsağıdır:

Bazıları sahip olmadıklarına sahip olabilme arzusundan uyuyamaz, diğerleri

sahip olduklarını kaybetme korkusundan. Tersine dünya bizi komşumuzu bir

güvence değil, bir tehdit olarak görmemiz için eğitir; bizi yalnızlığa iter,

kimyasal uyuşturucular ve sibernetik dostlarla teselli eder; eğer serseri bir

kurşun işini daha önce görmezse, açlıkcan, korkudan ya da sıkıntıdan ölmeye

mahkum oluruz. (Eduardo Galeano, Tepetaklak, Çitlembik Yay.)