Gerçek nedir? Gerçeğin ne olduğunu nasıl öğrenebiliriz? Bu soruları sorarken aslında bir şey güdüyorum. Asıl meselem şu, neden bu kadar hızlı insanların meseleleri değişiyor? Kafamı meşgul eden soru aslında bu. Çünkü insanlar, günümüz dünyasında hızla akan olaylar muvacehesinde meselelerini de sıklıkla değiştirir oldular. Bu hızın düşünce ile alakalı olduğunu düşünmüyorum daha ziyade olaylar ile ilgili olduğu kanaatindeyim. Yeni bir mesele edinildiğinden değil aslında bu değişim ya da eski meselelere kâmil bir vukufiyet sağlandığından da değil. Peki ya neden? İnsanların artık bir karar noktaları kalmadığından bütün bu olaylar olup bitiyor. Yeni bir meselenin ucundan kıyısından yakalamak onun popülaritesinden istifade etmek bir nevi prestij kazandırırken diğer yandan moda olana da uyum sağlatıyor. Hızla değişen gündemin bütün zihinleri iğfal edişine şahit oluyoruz ve bu durum farkında olmadan bu her insana sirayet ediyor. Güncel olan kadim olanı yok ediyor. Sığ olan derin olanın yerine geçiyor.
Bütün bu süreci okumak için bir miktar durup neyin, nasıl, kim vasıtası ile gerçekleştiğini okumaya fırsat vermiyor. Sürekli hayali bir muvaffakiyetler manzumesi okunuyor ancak bu okunan manzumenin neye tekabül ettiği konuşulmuyor ve kimsenin de her hangi bir kanaate sahip olduğuna ihtimal vermiyorum. Zira bütün bu süreçlerin hangi düşüncenin eseri olduğunu tahlil edecek bir sıhhatli ortam da yok maalesef! Binaenaleyh bu hızla başını alıp giden gündeme neyin müessir olduğunu çözümleyebilmekte bu zihinsel kirlilikte pek mümkün görünmüyor. Aslında yeni bir meselenin çıkması gayet doğal lakin yaşadığımız sürecin insana üretilmiş, tasarlanmış bir şekilde sunulması ve bunun bir takım köklü değerlerden uzaklaşılmasını icbar edişi üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bu zaruret ortamında zihinsel üretinin neredeyse yok olduğunu görmek insanı hayret eşiğinde bırakıyor. Rüzgârlar ile birlikte sürüklenip giden yapraklar gibi insanlar da oluşturulan kurgunun içinde oradan oraya sürüklenip gidiyor ve kendilerini, düşüncelerini mihenge vuracak bir akl-ı selime ihtiyaçları olduğunu söylemek zor değil.
Bugün insanların meselelerini, merkezlerini kaybetmeleri birçok şeyin yitip gitmesini de beraberinde getirdi. Özellikle düşünce alanında, sosyal alanlarda bunu açıkça görmek mümkün ve meselesiz kalan insanların bir yorgunluk yaşadıkları da aşikâr bir gerçektir. Bu yorgunluk sürekli gerçeğini kaybeden ve her gün ona gerçek olarak sunulana kayıtsız inanmayı getirmiştir. Bu da bize önemli önemsiz diye tasnife tabi tutmadan önce bir meselenin bir sonuca bağlanmadan terk edilmesi yeni bir mesele açılmasının ne kadar yanlış bir yaklaşım olduğunu göstermektedir. Peki, bütün bu olup biten karşısında ne yapmalı? İlk önce insanın üzerinde durduğu zemini sağlama alması ve merkezini belirlemesi gerekiyor. Ardından bu sabitesini merkeze alarak güncelin çığ gibi üzerine boca edilmesine fırsat vermeden önünde duran meseleleri çözümleme işine girmek gerekiyor. Sonra da yoruma boğulmuş, bir dünyanın hiçbir meseleye yeterince vukufiyet kurdurmayacağını görerek daha düzgün ve daha planlı aynı zamanda da çok çalışarak gerçeğin izine yaklaşabiliriz. Bu bakımdan gerçeği sorgulamaktan vazgeçmemek gerekiyor. Azıcık da olsa her işte bir miktar şüphe payı bırakmakta fayda var. Meseleni çözmeden yeni bir mesele edinip kendini aldatma! İşte bütün meselede burada insanın kendini aldatmada ki maharetinde yatıyor. İşte bu minval üzere son olarak şunu söyleyebiliriz: Kendine ve meselene sahip çık! Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Damla sensin, deniz sensin,
Lütuf sensin, kahır sen
Şeker sensin, zehir sensin, incitme
fazlam beni…”(Mevlana)
Not: Bu hafta Erkan Oğur, “Zahit Bizi Tan Eyleme”yi söylüyor. “Sayılmayız parmağ ile, tükenmeyiz kırmağ ile” diyor. Ne güzel dem halini anlatıyor. Galiba deme durmaya ihtiyacımız var.
Bize Kadar:
1- Başına gelen şey ne olursa olsun ne fazla sevin ne de fazla üzül, bunun bir imtihan olduğunu unutma!
2- Her şeyin kalıcı olacağı zehabına kapılarak kendinden fazla uzaklaşma döndüğünde kendini bulamazsın.
3- Başkalarının imtihanını yargılama çünkü sen de imtihan olabilirsin.
4- Zannın çoğu kötüdür diyor yaradan, zan’dan uzak dur. Kendi hatalarına dön, kendini temizle…
5- Unutma! Kötülük asla ebedi kalamaz. İyilikten vazgeçme.
Dağarcık
“Çocuklara okumayı öğretecek en uygun yöntemi bulmak için yoğun çaba harcanıyor. Üzerinde kelimelerin yazılı olduğu kartlar basılıyor, çocukların odaları bir matbaa haline getiriliyor. Oysa çocukların okumayı öğrenmeleri için yapılacak ilk şey, onlarda okumayı öğrenme arzusu uyandırmaktır.”
(J.J Rousseau’dan tadımlık)
TEKKE
“Teknolojik başarıların doruk noktasında, geriye bir şeylerin bizlerden kaçtığına ilişkin karşı konulmaz bir izlenim kalır – ama biz bu şeyleri (gerçeği?) kaybetmiş olabileceğimiz için değil onları görebilecek konumu artık yitirmiş olduğumuzdan: Daha açık bir söyleyişle artık biz dünyaya değil, dünya bize egemendir. Artık nesneyi düşünen biz değilizdir, nesne bizi düşünür. Yitik nesnenin etkisinde yaşıyorduk, bundan böyle nesne bizi yitiriyor.” (Jean Baudrillard’dan tadımlık)
Bir Lahza
“-Eğer yaşama sevincinin insan ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Tanrı bunu, tüm çevremize yaydı. O her şeyde mevcut. Tecrübe edeceğimiz her şeyin içinde var. İnsanlar sadece bu şeylere bakış açılarını değiştirmeliler.” (İnto The Wild’den tadımlık)