1839 Tanzimat Fermanı ile Osmanlı geç kaldığına inandığı demokratikleşme trenini yakalayacağını düşündü. Bu adımla Fransız İhtilali’nin etkilerini bertaraf edeceğini zannetti. Aynı zamanda Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Batılılarla işbirliği yapmasının önünü bu fermanla keseceğine inandı. Ancak istediği sonuçlara tam anlamıyla bir türlü ulaşamadı. Çünkü ferman genel hatlarıyla halkın talepleri çerçevesinde oluşmamış, daha çok yukarıdan dayatma olarak algılanmıştı. Tanzimat’ın kısa vadede bazı olumlu yansımaları oldu ancak uzun vadede bakıldığında ise Osmanlı’da sonun başlangıcı denilse çok da yanlış olmaz. Çünkü Tanzimat Fermanı topluma yabancılaşma akımlarının daha çok artmasına zemin oluşturdu. Ülkeyi dış etkilerden koruyacağız derken, ülke dış operasyonlara daha açık hale getirildi.

Teşbihte hata olmaz, işte İkiz Yasalar da bir anlamda Tanzimat Fermanı gibidir. Tekrar hatırlarsak İkiz Yasalar kısaca; ‘Halkların kendi kaderini tayin” ve ‘yaşadıkları coğrafyalarda yeraltı ve yerüstü zenginlikleri istediği gibi tasarruf etme hakkı” anlamını taşıyan 4867 ve 4868 sayı numaralı yasalardır. Ağustos 2000 tarihinde ANASOL-M iktidarı döneminde ilk imzası atılmıştı. Sonra ise 4 Haziran 2003’te bu iktidar döneminde Genel Kurul’da kabul edilmişti. Bu yasalar geçtikten sonra 2004-AB ilerleme Raporu’ndaki ‘Kürtler ve Aleviler azınlıktır’ dayatmasının zamanlaması ise manidardı. Evet, ortada çözülmesi gereken sorunlarımız vardı ki hala var, ancak bütün bu sorunlar aynı Tanzimat’ta olduğu gibi bazı dış yönlendirilmelerle çözülmeye çalışıldı. Bu da siyasi ve sosyal kuşatmaları beraberinde getirdi. Açılım da, Çözüm Süreci de İkiz Yasalar baz alınarak kurgulandı. Görünen kendi sorunlarımızı kendimizin çözdüğü izlenimiydi ama işin özü dışarıdan gelen baskılar merkeze alınarak hareket edildiğiydi.

Hatta 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Mutabakatı da aslında İkiz Yasalar’dan bağımsız değildi. Orada da bir anlamda ‘özerklik’ vurgusu yapılıyordu.

Son olarak ise bütün bu yaşananlardan ders alınmadığına dair yeni bir gelişme ile karşı karşıya kaldık. Şimdi de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile beraber İçişleri Bakanlığı’na, ‘Ülkeyi idari bölümlere ayırma yetkisi’ verildi. Bu adımın detaylı bir şekilde yorumlanmaya ihtiyacı var. Bu adımı nasıl anlamalıyız? Bu yetki ‘eyalet sistemine’ geçiş anlamı mı taşıyor? Bazı danışmanların, ‘Eyalet sistemine geçilmeli’ tarzındaki açıklamaları şahsi kanaatleri mi, yoksa kamuoyu oluşturma için yapılan açıklamalar mıdır? Kanaatimce idari bölümlere ayırma yetkisi özerklik vesair uygulamalar için bir altyapı gibi görünüyor. Şayet bundan beklenen bölgemizde oluşan tansiyonu düşürmek adına ‘ipleri ele geçirmek’ ise bu doğru bir yöntem değildir. Çünkü bölgedeki gelişmelerde Türkiye etkilidir ama belirleyici değildir.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’de İkiz Yasalar’ın kabul edilmesinden sonra uygulamaya alınması tesadüf değildir. Önce yasal zemin oluşturuldu şimdi bu zemin üzerine bir şeyler inşa edilmeye çalışılıyor. Biz ise toplumda karşılığı olmayan bu adımlarla oyunları bozacağımızı zannediyoruz. Şunu bir kenara not ediniz; İkiz Yasalar varlığını koruduğu müddetçe ülkemiz de, insanımız da güven içinde değildir.