Günümüzde insanlık zor bir dönemden geçiyor. Dünya belli

merkezden yönetiliyor ya da belli güçler bir arada. Özelde ise Müslümanlar için

zor bir dönem.

Müslümanların dağınıklıkları, başsızlıkları,

devletsizlikleri başlıca sorun. Bu sorunlar giderilmedikçe ne insan ne de

Müslümanlar huzur bulur. Çünkü düzen sağlayacak insanlığa soluk aldıracak olan

İslâm düşüncesinin ruhudur.

Müslümanları temsil edenlerin itibarsızlıkları, ilgi

göremeyişleri, giderek gözden düşüşleri kendilerinden kaynaklanıyor.

Müslümanların sorumluluk üstlenmemesi de bunun bir sonucu.

Müslümanlar parçalandıkça çekişmeleri artıyor. Sorunları

birbirlerine yüklüyorlar. Bahaneleri de karşı tarafa yüklemek kolaylığından

geçiyor.

Dünya tamahı ve hırsı ise insanı aslından ve özünden

uzaklaştırıyor. Dünya kendi etraflarında dönüyor zehabındadırlar. Dünyayı

kendileri yönetiyorlarmış gibi bir algı oluşturuyorlar. Bu tutkularından

vazgeçer de birlik olma yolunda adımlar atılırsa birlikte yürünecek çok yol

var. Birlikte yürünemeyecekse bile en azından aynı yol istikametinde

gidilebilir.

Büyük dağın çöküşü büyük olur. Büyük dağın çöküşü büyük

gürültü çıkarır.

Daralan çember insanlığın üstüne geliyor. İnsan kapanı

sıkıştıkça kendini çaresiz olarak görüyor. Çaresizlik yenilginin bir belirtisi

ve sonucu.

İşin kolayı basit yollara başvurmadır. Zorlukları göze

almadan, çileli yollardan geçmeden sağlıklı sonuçlara varılamaz. Zor olanı

olmaz gibi görünen durumların üstesinden gelmedir.

İnsanlığın bu kadar tükendiği bir zamanda, insanlığa ışık

olacak, yol gösterecek cesur, çıkarsız, samimi hamlelere gereksinim var. Bunu

da yapacak olanlar fedakâr kimseler olur.

Böyle bir hayatta insanın takati kesilir. Takatin kesilmesi

umudun tükenmesidir aynı zamanda.

Geçici iyileştirmelerin gelecekte hiçbir yararı olmaz.

Geleceğe kalıcı iz bırakmak için emin ve güvenilir adımlara gereksinim var.

Yol uzun, varılacak menzil uzakta. Uzun ve çileli yola talip

olanlar azimle ve gayret ile varılması gereken yere varırlar. Menzillerini kısa

tutanlar kısa hamleler ile bir yere kadar gidebilirler ancak.

Müslümanlar sevgi haleleriyle büyürler ve yol alırlar.

Sevgi, dostluk ve güvenle aşılmayacak hiçbir zorluk yoktur.

Peygamberimizin en önemli sıfatı emin olmasıdır. En azılı

düşmanların bile güvendiği tek kişi. İslâm ın yeryüzüne hızla yayılmasının en

önemli etkisi bu duygudur. Hıristiyan dünyayı telâşa düşüren bu hızlı yayılma

kendilerince çözümler üretmeye, çabalamaya götürmüştür. İslâm ı zehir,

Peygamberimizi zehirli yılana benzetmişlerdir. Bu kanı hâlâ sürüyor.

Denilecek ki ne yaparsak yapalım onlar biz öyle görecekler

ve görmeye de devam edecekler. O zaman bize düşen eminlik duygusunu daim

kılmak, bu yolda sevgi ve merhamet ile inadına yaşamaya devam etmedir. Düşman

ya da hasım zalimdir zalim olunmayı gerektirmiyor. Başkasına zulmederek asla

bir yere varılamaz.

Başkasının rızkına göz dikerek hayırlı bir sonuca varılamaz.

Başkasına baskın olmak adına onlar gibi davranmayı asla

gerektirmez.

Bir Müslüman ancak kendisi gibi davranır. Kendi kişiliğini

hayata geçirir ya da öyle yaşama çabası içinde olur.

İnsanlığın sıkıştığı, çaresiz ve çözümsüz kaldığı şu zamanda

umut olacak başka bir dayanak yoktur. İnsanlık dayanaksız ve sığınaksız.

Başkalarını eleştirerek de bir yere varılamaz. Tezi olanlar,

düşünce üretenler, fikren kendilerini zorlayanlar insanlık için hayırlı işler

yaparlar. Bu, hem kendileri hem de başkaları için bir bağış olur. Daralan şu

zamanda insan ömrü sınırlıdır. Kişi dünyayı salt kendine ait olarak düşünmesin.

Vadesi tamamlanınca zaman bitmiş olur. Yerine de başkaları geçerler.

Hayat böyledir. Hakkı ile değerlendirilince anlamlı olur,

değilse bir ömür boşa geçmiş olur.