Medeniyet ve hakikat mücadelesinin olduğu yerde insan önceliği kendine vermez. Gözü etrafında olur. Hakikat doğru bir yön üzerinde olmadır. İnsanı Hakikat’e götürecek olan yol ve yöntem.

İnsanlar kendinden ve gerçeklerinden kaçtıkları zaman bahaneler ararlar, bulurlar ya da yakıştırırlar. Sorumlu olmamanın yollarını kendilerince bulurlar. Bu kaçmanın yol ve yöntemidir.

Değişen, dönüşen bir zaman sürecindeyiz. İnsanlık hâlden hâle renkten renge giriyor. Tamamen kendisi olmaktan çıkıyor. Etrafımızda olup bitenlere bulunduğumuz dar kalıplar içinden bakıldığında, kendi kaplarının dışında neler olup bittiğinin farkında olmuyorlar. Sürekli kabahatleri, yanlış ve kusurları başkalarında arıyorlar.

İnsanlık dramı bütün yönleriyle devam ediyor. İnsanlığın çok temel sorunları var ve dünya çok küçüldüğü gibi çok çabuk dönüşüyor. Etki alanı geniş olduğundan kapılınıyor ve hızlı değişimler yaşanıyor. Öyle ki çok değil kısa bir zaman önceki hâller ile içinde bulunulan arasında büyük farklar olduğu görülüyor.

Acılarla yüklü bir zamandayız. İnsanlık üzerinde büyük bir baskı ve zorbalık var. Güçlü olan Batı/Beyaz egemenler kendilerinden başka kimseyi düşünmezler. Genel olarak insanlığın geneli düşünülmez. Sadece kendi renklerinden ve ırklarından olanlar öncelenir. Yapısını bunun üzerin kurmuştur. Devlet yönetimleri, işletmeler ve kurumların özü buna bağlı olur. En büyük ırkçı, beyaz egemen Amerika dünya üzerinde bir baskı kurmuştur. Kendilerinden olanlarla birlikte dünyayı istedikleri çekip çeviriyorlar.

İnsanlığın acılarını duyumsayan yaşayanları elbette vardır. Fakat bu azınlıkta kaldığı için bir etkisi olmuyor.

Kendimize dönersek bizler de millet olarak artık onları öykünerek bir beyazlık ve ırk tutkusunu kapılındığı için, Batı’da kabul görmedikleri hâlde onlardan hem farklı düşünmüyor onlardan daha çok aşırı bir tutku içinde oluyorlar. Emperyalizmin tuzak kapsamından olduklarının bile farkında olmuyorlar, bunu bilmek istemiyorlar.

Bizde ise yanlışları görmeden iç çatışmaları derinleştirirken bir yandan da onlar gibi ırkçılık yapıyor, üstünlük duygusunu öne çıkarıyor. Bu yüzden kendilerini sorumluluktan sıyırıyorlar. Bir diğeri de kendileri haksızlıklar ve yanlışlıklar karşısında eylemsizliği tercihi ediyor, kusurları başkalarında arıyor. Hani gene bizdeki bir deyime göre “semeri başkasına aktarmaya” bakıyor. Sırtındaki ağırlığı atıyor, kendince hem hafifliyor hem de kaçıyor. Kaçmakla kalmıyor oluşan sorumluluktan ötürü de başkalarını suçluyor.

Filistin olayı tam da bu anlamda önemli bir örnek. Filistin’i en çok sahiplenmesi gereken Türkiye. Osmanlı Devleti’nin bir beldesi. Manevi bağı ve sorumluluğu bulunuyor. Öyle ise hiçbir nedene bakmaksızın, gerekçeler oluşturmaksızın sahip çıkılması gerekiyor. Emperyalizm güdümünde olan, ihanet içinde olanlardan beklenemez. Onların zaten böyle bir sorumlukluları yoktur. Birlikte yol alınabilecekler var ise onlarla iş birliğine gidilmelidir.

Şu ırk olgusuna fazlasıyla takılmış bulunuyoruz, takılmaya ve seslendirmeye devam edeceğiz. Çünkü çember her geçen gün giderek daralıyor. Gerek millet ve gerekse ülke olarak bu büyük kumpasın ve çemberin dışında değiliz. Siyonizm’in çok pervasız, acımasız, vahşi ve insanlık dışı tutumuna Beyaz Emperyaller ciddî anlamda destek ve güç veriyorlar.

Abede’nin bir önceki başkanı Trump ile Biden karşılıklı atışacaklarmış. Zulüm ve işkencede, insanlık katliamında yarışacaklarmış. Trump şu an yapılanları yetersiz buluyor. Hatta Amerika üniversitelerinde gösteri yapanların tamamının sınır dışı edilmelerini ve tutuklanmalarını buyuruyor. Onun daha azılı hâle getirdiği Siyonizm’in daha ileri gitmesini istiyor. Şeytanların azılı bir yarışıdır bu olanlar.