Hemen her dönemde kuşaklar arasında çatışmalar olur. Belli yaş grubunda bulunanlar bir alt gruptakilerden yakınırlar. Geçmiş özlemi baskın olur. Davranış, yaşayış, ahlâkî tutumlar genelde söz konusu olur.

Her insan yaşadığı dönemin koşullarında hayata başlar. Belli bir süre sonra sonrakiler hayata dâhil olur. Birbiriyle kaynaşmada zorluklar yaşanır. Bu çatışmalar kimi zaman aile yıkımlarına, dağılmalarına neden olur. Çocuğun aile içinde aldığı terbiye, ruh veya kültür insanda bir öz olarak durur. Dağılma ve çatışmalar olsa bile bir süre sonra bir orta yol bulunur ya da bulunmaz. Bu sürgit insanın doğasında var olan bir durum.

Geçmiş zamanlara bakarsak bu çatışmalar var olagelmiştir. Peygamberler Allah’ın elçileridirler. Onlar insanlara yol göstermek üzere görevlidirler. Hakikate dâhil olmaları için çabalarlar. Öyle ki çocukları bile babalarının yolunda gitmeyenler olmuştur. Tufan zamanı Hazreti Nuh, oğlunu kurtuluşu için gemisine aldıramıyor. Babalarına isyan hâlinde olanları az değildir. Hazreti Yakub’un çocuklarından isyan hâlinde olanlar az değildir. Yusuf Peygamber ile ağabey veya kardeşlerinin tutumu da insan doğasında var olan bir durumdur.

Bugünü dün ile karşılaştırmak bir bakıma doğru olmayabilir. Çünkü günümüz hayatını altüst eden soyut şeytanlardan çok somut onları dünyayı işgal etmişlerdir. Nesneler, yaşama tarzları, ilişkileri oluşturan nedenler bir şeytan konumundadırlar. Önüne geçilmesi güç bir süreçtir bu.

İnsanın insanı umursamadığı, ilgisiz kaldığı, tamamen bambaşka bir bakışa, anlayışa sahip olduğu yadsınamaz. Hayatı kışkırtan süreç öylesine büyük bir dalga oluşturuyor ki önüne geçilmesinde zorlanılıyor.

Dünyayı çevreleyen bu güçlü kuşatmanın önünde direnmenin veya korunmanın zorlukları var.

Bu durumda umutsuzluğa kapılmanın bir anlamı yok. Olanları bilmek bile bir çözüm yolu olmanın başlangıcıdır. İnsan insana bakarak davranışlarını, yaşayışını ayarlayabilir. Peygamberlerin örnek yaşayışları dün için geçerliydi. Bugün peygamberler yok ama peygamberler ve Peygamberimizin yolunda olmanın getirdiği en önemli bir yol ve yöntem vardır. Yaşama örnekleri bir bütündür. Yeter ki bunlar ilke edinilebilinsin.

Yöneticiler her şeyden evvel bir Müslüman olarak varlıklarını bu anlayış üzerine oluşturmalıdırlar. Her insanın hakkı, rızkı, korunması sorumluluğu bulunuyorsa bunu hakkıyla yerine getirmekle yükümlüdür. Sadece insanların değil, hayvanların ve bütün canlıların, doğanın varlığı da sorumluluk gerektirir. Adil olmayan bir yönetici, adaletten söz edemez. Kendisinin, çevresinin, partisinin, sevenlerinin çıkarlarını gözetenler başkalarını gözetmiyor anlamındadır. Bu bir haksızlık ve adaletsizlik olur. Eğer İslâm ve Müslümanlar adına kendisini temsilde görüyorsa, denilenlerin aksini yapıyorsa zaten onu kendisi bir sorundur.

Günümüz yaşayışında insanların İslâm ve dolayısıyla Müslümanlardan beklentileri karşılanmıyorsa, haksızlıklara karşı dürüst davranılmıyorsa, eşit bir dağılımda bulunulmuyorsa onların varlığının bir anlamı olmadığı gibi, varlıkları zarar veriyor demektir. İnsanlar onların gözlerinin içine bakarlar. En küçük ayrıntılar asla gözlerden kaçmaz. Çürümenin boyutları ve nedenleri önce yukarıda ise o zaman alttaki çürümeleri durdurmada zorluklar yaşanır.

Çürümenin boyutlarının nedeni elbette ki hayatları kuşatan, insanları uçurumlara sürükleyen yaşayış tarzlarıdır. Onları oluşturan alışkanlıklar, tüketimler.

Yukarıda somut şeytanlardan söz ettik. Bu somut şeytanlar hayatın bütünü içinde yerini almıştır. Kapitalist sistemler peygamberler medeniyetine karşıdır. Olanca kurgusunu bunun üzerine yapar. Sınırları yoktur. Zulüm ve şişinme onun aslıdır.