Türkiye de, gerek siyasal ve gerekse toplumsal yaşanan
büyük değişimin ne olduğu ortada. Bu, üzerinde ayrıntılı düşünmeyi gerektiren
bir durum.
Genel seçimler sonrasında yaptığımız bir değerlendirme
oldu. Türkiye Müslüman bir ülke, insanı hangi yer ve konumda bulunursa bulunsun
İslâmî öz taşımakta. Siyasal partilerin sıkıştığı alanlar belli. Bütünlük
sağlayacak olan bir iki parti dışında hemen hemen yok gibi.
AKP nin siyasal tutumu ve çok sertleştirmeleri kendi
alanını sınırlamış oluyor. Tutumunu bu kadar sertleştirmese daha geniş bir
alana sahip olmuş olacaktı. Çerçevesini böylece daraltmış durumda. CHP ise
Batı ya sıkışmış durumda. Bu, zamanla daha çok daralmalara gidebilir. Çünkü
Kemal Kılıçdaroğlu nun CHP başına geçmesiyle Alevi oylarını yeniden kısmen toparladı.
Ama diğer taraftan Kürt oylarında ciddi bir akış sağlayamadı.
MHP ise Türk kavmi eksenli olduğundan gerek Alevi gerek
Kürt oylarını toplama şansından tamamen yoksun. Gerek BDP ile HDP ise salt Kürt
ve kısmî Alevi oy almasıyla belli bir yere sıkışmış durumda. Son zamanlarda
sosyalist çizgiye yönelme onları bir Türkiye partisi yapma şansını da
kazandıramadı. Çünkü sol düşüncenin, yani sosyalizmin karşılık bulması
neredeyse yüz yıla yakın zamandır bir karşılığı olmadı.
Geriye kalan iki parti var. AKP, siyasal sertleştirmeler
ve sert tutumlarına karşın gücünü koruyor. Daha fazlasını sağlayabilirdi, aşırı
cepheleşme gelecek açısından onların alanını daraltmış oluyor. Böyle bir
durumda cumhurbaşkanlık seçim sonuçlarına göre tek şanslı parti. Ancak bu aşırı
sertleşme ve kemikleşme ile cumhurbaşkanlık seçimi sonrasında seçilecek olan
Cumhurbaşkanı nın genel kabul görmesi oldukça zor. Çünkü karşı taraflarda aşırı
bir öfke ve nefret bulunuyor. İlerleyen zaman içinde de bu öfke dinmeyecek.
Dolayısıyla genelin değil belli bir kesimin cumhurbaşkanı olma psikolojisini
oluşturacak.
Saadet Partisi ise Türkiye genelinde kabul görebilen ama
seçmeninin ve tabanının ekser kesiminin AKP de olmasından dolayı belli bir
yerde kalmasına neden oluyor. Gelecek bakımından şansını koruyabilen ve
gelecekte varlık gösterebilen tek parti. Nedeni de şu, Türkiye nin bütün
kesimlerini kucaklayabilme şansına sahip. Nefret oluşturmaması, kabul
görebilmesi şansını arttırıyor. Bu, uzun vadede ve sabırlı çalışmayla
gerçekleşir. Zaman, Saadet Partisi lehine işliyor. Çünkü önemli ve ciddi
idealist bir tabanı bulunuyor. Eğer bunu koruyabilirse. AKP ise kadrolarını çok
çabuk tükettiğinden ya da eskittiğinden Saadet Partisi nin yetiştirdiği genç
kadrolara yöneliyor onları kapmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanlık seçimine gelince, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül kucaklayıcılık bakımından konumunu her şeye karşın büyük ölçüde koruyor.
CHP kanadı bile geçmişten bugüne gelinen süreçte çok da sert bir tutum
göstermedi. Bu anlamda Başbakan Tayyip Erdoğan ın aşırı sert tutumu, kendi
seçmenini kemikleştirmesine karşın aynı şansa sahip değil. Cumhurbaşkanı
seçilebilir ancak gerilim azalmaz.
Çatı aday diye tanımlanan Ekmeleddin İhsanoğlu, bulup
bulabilecekleri en iyi adaylardan biri. Ama asla yeterli değil. Nedeni; laik
jakoben kesimin büyük bölümü onu asla kabullenemez. Her şeye karşın, eşi modern
görünümlü de olsa İslâmî bir öz ve ruh taşıması. Tabii en büyük dezavantajı
Suud veya Arap ülkeleriyle olan ilişkileri ABD nin da kabulü. Yozgatlı ve
babası İhsan Efendi nin Mehmet Akif in iyi bir dostu olması nedeniyle MHP oyunu
büyük ölçüde toparlayabilir. Çatı aday olma konumu da bütünsellik sağlamaz.
Belki muhalefet partileri için en ideal olanı Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
Kılıç olabilirdi, şansı da yüksek olurdu ama muhtemeldir ki kendisi bunu kabul
etmedi. Ya da Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, o da Tayyip Bey e karşı asla
çıkamazdı. Şu anki çatı adayının oy şansı çok düşük. Bize göre ancak %30 lar
dolayında oy alabilir. Çünkü jakoben laik kesim sandığa gitmez, bunu
kabullenmez. Bu da CHP nin çöküşü süreci olur, parçalanır. MHP kendi konumunu
korur.
Şu aşamada Saadet Partisi bu karmaşanın tuzağına düşmeden
sakin ve kavgacı bir tutum içine girmemesi. Bu, gelecekteki şansını daha da
arttırır.