Bu böyle olmamalıydı. 

Üzerimizdeki gök daha bir mavi, ayağımızın altındaki zemin daha bir muhkem olmalıydı. Azdık çok olduk, yoksulduk varsıl olduk. İmkânlar arttıkça insan taraflarımız daha bir gelişmeliydi oysa. 

Bunu umduk hep, lakin umduğumuzla kaldık. Gelen yanında durulanmış kelimelerle gelir sanmıştık. 

Kimse kendine ait kelimelerle kurmaya yanaşmadı cümlelerini. 

Sabahleyin Kafka’nın romanlarından fırlar gibi kendini dev bir böceğe dönüşmüş gören Gregor Samsa şaşkınlığını yaşıyoruz hepimiz.

Hiçbir şeyde netlik yok. Ne kimliğimiz kişiliğimizde ne teori-pratik dengemizde. İçinde kendi rengi dışında bütün renkleri barındıran bir boyayla dolaşıyoruz zaman dilimlerini. 

Her gelen kendi boyasını çalıyor yüzümüze. Siyasetten hakikati doğru düzgün seçemez olduk. Etrafımızı seyisler kuşatmış durumda. Atlardan kalan vakitlerde insanlara siyaset ediyorlar sanırsınız. 

Dönüp geçmişi görebilecek denli geriye ayarlı değil boyunlarımız.

Gelecek, herkesin kendi rüya ve hayallerinden bir şeyler katarak boz bulanık bir sulu boya çalışmasını andırıyor.

Sadece midemiz değil beynimiz ve hafızamız da bulanıyor seyis.

Siz siyasetçiler bulanık suda balık avlamayı bırakmadıkça millet haritada deniz görüp boğulacaktır.

Eğitimin rengine bakalım mesela. Mavi mi, yeşil mi, sarı mı siyah mı? Müfredat değişimlerine rağmen üzerinde ittifak edilen bir renk olmuş mudur şu ana kadar? Kültür denilince bize özgü ne akla geliyor? Motif var, desen var, ama renk yok. Daha doğrusu hakim rengi bastıracak bir çok rengin etkin karışımını kendi rengimiz sanıyoruz. İnanç, ibadet ve ahlak gibi umdeler dinin müessir gücü olmaktan uzaklaştırılmış. Şekille, güçle ve iktidarla aldığımız görece mesafeyi kemalat sanıyoruz. İslam’ın asli kaynakları görmezden gelinirken törelerin gösterdiği dolambaçlı yolları sırf yorulduğumuz ve usandığımız için din zannediyoruz. Bilgide netlik olmayınca bilinçte ve idrakte de netlik olmuyor bu yüzden. Tartışmadık alan bırakmadık hayat ve din adına. Bulandıkça durulduğumuzu, kirlendikçe temizlendiğimizi sandık. 

Bulanık kafaların idealleri de olmuyor be seyis.Hakikatin güzergâhını günlük gazeteler, gönüllü teşekküller ve siyasi partiler belirliyor ne yazık ki.

Şair bu günler için söylemiş: “kardeşlik duyguları gayetle tıkız”

Bunu hisseden var mı son günlerde yüreğinde acaba, bunu dedimse “kardeşlik” hissini kastediyorum. 

Dost ateşi, kardeş kavgası, arkadaş kazığı… ne çabuk girdi literatürümüze.

Siz iktidara gelirsiniz seyis, ama biz bu taktığınız at gözlüğü ile evimizin yolunu bulabilir miyiz bilmiyorum. 

Çünkü her yer ve her şey bulanık.

Sahip olduklarımızdan ve yığınaklarımızdan gözümüz kimseyi görmüyor.

Maksuda ulaşmak için önce düşüncenin temizlenmesi sonra dilin temizlenmesi, sonra da yolun temizlenmesi şarttır.  Düşüncenin, dilin ve yolun önüne yığınaklar oluşturan sadece güce inanan siyasetçilerdir. Yolda görüp de birbirimize selam vermeyişimiz bile bu bulanıklıktan karşımızdakini seçememe yorgunluğundan başka bir şey değildir.

Aleykum selam be seyis.