Pekin yirmi yılı aşkındır Doğu Türkistan halkına soykırım politikası uyguluyor ve bölgenin iki bin yıllık milli ve dini birikimlerini yok etmeye, unutturmaya çalışıyor. İnsan hakları örgütleri Çin’in bölgede uyguladığı soykırımı gündeme taşısalar da, ekonomik, askeri ve teknolojik gücü ile dünya devleri arasına giren Çin bunu hiç önemsemiyor, katliam ve tutuklamalara devam ediyor.

Doğu Türkistanlı Müslümanlar yalnızlığa terk edilmiş ve bu durum katilin cesaretini arttırıyor. İki milyonu aşkın Müslüman Çin’in inşa ettiği toplama kamplarında tutuluyor ve yakınlarına ulaşamayan aileler seslerini duyuramıyorlar. Birleşmiş Milletler’in bölgede denetim yapılması için tahkik heyeti gönderme talebini ise Pekin reddediyor ve işkence kamplarını eğitim kampları olarak açıklayıp dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor.

Dünyada dengeler hızla değişiyor ve yeni kutuplaşmalara baktığımızda Çin’in önemli roller kaptığını görüyoruz. Kuşak Yol projesi ile sınırlarını daha da genişleten Çin, dünyaya yön veren güçler arasında yer alıyor ancak Doğu Türkistan’da uyguladığı soykırım ile vahşette başı çekiyor. Ekonomik alanda dünya devleri arasında yer alan Çin, insan hakları noktasında çağların gerisinde kalıyor ve bölgenin İsrail’i olarak görülüyor.

Çin yönetimi uluslararası bütün anlaşmaları, insan hak ve hürriyetini korumaya yönelik sözleşmeleri yok sayıp Doğu Türkistan’da halkı milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırarak asimile olmaya zorluyor. Yalnızlığa terk edilen bölge halkı ise bütün dayatmalara rağmen kendilik değerlerini korumaya çalışıyor ve ağır sınavlardan geçiyorlar.

İşgalci Çin zihniyeti Doğu Türkistan üzerindeki emellerinin önünde bir engel olarak gördüğü çocukları, sanatçıları ve aydınları hedef alıyor. Çocuklar ve aydınlar toplumun bekasını,  direncini ve motivasyonunu koruyan dinamikler olarak görülüyor ve ağır bedeller ödüyorlar.  Hücreye kapatılan ve burada işkenceye maruz kalıp bilincini yitiren ünlü ozan Abdurrehim Heyit’i hatırlarsınız. Heyit sadece toplumun milli ve manevi mirasını söze taşıyan bir ozan değildi bunun yanında halkın yaşadığı baskıları dünyaya duyurmaya çalışan bir sesti. Kaldığı hapishanede maruz kaldığı olumsuz yaşam koşulları ve işkence nedeniyle hayatını kaybeden Doğu Türkistanlı İslam âlimi Muhammet Salih Hacı’nın hikâyesi ise hepimizde derin tesirler bıraktı. Zira Muhammet Salih bölge halkının şuurunu uyandıran ve onları hak dava ile buluşturan önemli bir şahsiyetti. Kaşgar’da büyük camilerde imamlık yapan ve kaldığı cezaevinde işkence ile şehit edilen Süleyman Kohti de Muhammet Salih ile aynı kaderi yaşayan âlimlerdendi.

Çin bölgede yaşayan halkın yaşadığı zulmü gündeme getiren akademisyen, yazar, halk ozanı, âlim ve gazetecileri tutuklayarak hücre hapsine mahkûm etti ve ölümlerine sebebiyet verdi. Tutuklanan kişilerin çoğu kayıp listesinde yer alıyor ve hiçbir haber alınamıyor.

Doğu Türkistan’da işgal, imha ve soykırım yaşanıyor ve çocuklar ailelerinden koparılıp kamplara kapatılıyor ve burada kökleri ile bağları tamamıyla koparılıyor. Anne-babaların çocuklarına Türkçe isim koymaları, dini vecibelerini yerine getirmeleri, Kur’an okumaları ve yanlarında dini sembolize eden araçları bulundurmaları suç olarak görülüyor.

Çin yönetimi toplumun milli ve manevi mirasını omuzlarında taşıyan aydınları ve bu mirası devralacak olan çocukları hedef seçiyor ve binlerce çocuk Çin’in Doğu Türkistan’da tesis ettiği temerküz kamplarında kimliksizleştirilmeye zorlanıyor. Çocuklar işkence kamplarında ailelerinden ve köklerinden koparılıyor ve Çinli ailelere evlatlık olarak veriliyor. Fakat ne insan hak ve özgürlüklerinden dem vuran hâkim zümreler ne de Müslüman yöneticiler bölgede yaşanan zulmün durdurulması için harekete geçebiliyor. Doğu Türkistanlı Müslümanlar, yöneticilerin siyasi hesaplarına kurban ediliyor…