Cehaletten olanla İslami olanı ayırt etmek Müslümanın

görevlerindendir. Aksi takdirde ak ile karanın birbirine karıştığı bulanık

toplum ortaya çıkacaktır ki, bu hepimiz için vebaldir.

Günümüzde, gerçek dine karşı gelen ve tamamen cehaletten

beslenen bir din anlayışı ile karşılaşıyoruz. Ne yazık ki, bu cehalet dini,

yapıcı, teslimiyetçi muhafazakâr Kur ani gerçeklerle örtüşen bir din gibi

gösterilerek meşru kılınmaya çalışılıyor. Oysa cehalet ve hurafelerden beslenen

bu sahte din anlayışı, İslami kimlik bilinci içinde tecelli eden İslam

toplumuna karşı tutucu tahammülsüz dışlayıcı ve saldırgan davranmayı

hedeflemektedir. Gerçek dine karşı bir tür sahte din türetilmektedir. Buna göre

hakikat çizgisinde yürüyen herkes aşırı dinci ve taassubkârdır.

Elbette böyle bir din anlayışı Batı nın hoşuna

gitmektedir. Çünkü açıkça gökyüzüne çıkarılmış hapsedilmiş gülücükler dağıtan

kitleleri papatyalaştıran bir dindir bu. Ancak varlığını Allah ın diniyle kavga

etmeye adamaktadır..

Öyle bir din ki, bir yanda Allah, Kur an, Peygamber ve

Sancağı var, diğer yanda ise anayasalaştırılmış nefis, teslimiyetçi bir toplum,

peşkeş çekilecek bir toprak parçası, bir kırıntı karşılığına verilecek

stratejik tavizler dini var.

Evine aldığı elektronik bir aletin kullanım kılavuzunu en

ufak ayrıntılara kadar okuyan insanlarımız inandıkları dinin vecibelerini okuma

ve öğrenme ihtiyacı hissetmiyorlar. Bu durum Cehalet dini için bir fırsat

oluyor.

Cahalet dinin sahipleri, dünyevi öğretileriyle Allah ın

mesajını yargılamaya kalkarlar.

Bir yanda 41 kere Vakıa suresini okuyup servetler elde

etmeyi 7 kere Yasin-i şerif okuyarak her murada kavuşmayı hayal eder diğer

yandan umutsuz bir beklenti içine girerler. Fakat Allah ın kitabı ve

Peygamberin sünneti ile işleri yoktur. Namaz kılın dendiğinde nasıl olsa Allah

af eder deyip geçiştirirler.

Dinin membaına yabancı oldukları ve tanımadıkları için

düşmandırlar. Kulaktan dolma ağızdan kapma babadan oğula geçme dökündü

verilerle oluşturmaya çalıştırdıkları bir gerçekler ötesinde gezinseler de bu

onlara pek tat vermez.

Çelişki ve despotizmin yaygınlaştığı toplumlarda İnsanlar

kendi öz değerlerini kültürünü sanatını estetiğini öğrenme olanağı bulmakta

güçlük çekerken yabancı kültür ve yaşantılarla ilgili faaliyetleri kaçırmazlar.

Çünkü bunun kendilerini daha aydın ve daha ileri bir hayata taşıyabileceklerine

inanırlar. Başları sıkıştığında da hurafelere başvurur ve bir çıkış yolu

ararlar.