Canınızı seviyorsanız, zekatınızı veriniz.

Malınızı seviyorsanız, zekatınızı veriniz.

Namusunuzu, şerefinizi, haysiyetinizi, ülkenizi

seviyorsanız yine zekatınızı veriniz.

Çünkü, sevgili peygamberimiz: Mallarınızı zekatla

koruyunuz buyurmuş.

Müslümanların kurduğu hiç bir şehrin etrafı surlarla

çevrilmemiştir.

Şehrin etrafını surlarla çevirmek batıl üzerinden hüküm

süren ülkelere aittir.

İstanbul un etrafının surlarla çevrili olduğunu görüyor

ve biliyoruz.

Müslümanlar, Karaman şehrini almadan önce dış kale, orta

kale ve iç kale diye üç tane surla korunurmuş.

Dış kale, sıradan halkın yaşadığı yer, orta kale kral

yandaşlarının yaşadığı yer, iç kale kral ve ailesinin yaşadığı yerdir ama üç

kale kralı koruyamamış.

İstanbul un surları, Konstantin i koruyamamış.

Surlar, Fatih in toplarından önce kralın zulmü ile delik

deşik olmuştu.

İnsanların gönlü Müslüman sarığına hasret kalmış, kurak

toprakların yağmur beklediği gibi Müslümanların fethini bekliyordu.

Çağımızda surlar yerine devlet arpalığında beslenen

yandaşların kurdukları köy ve sitelerde çağın en son teknolojisiyle donatılan

güvenlik sistemleriyle korunan konaklar, kale ve surların yerini almıştır.

Ama olaylar gösterdi ki, en korunaklı binanın en yüksek

katında, en zengin işadamımız öldürüldü,

En korunaklı rezidansta yaşayanın birini mafya

öldürüverdi.

Güvenlik için ilk önce eğitime ağırlık verilecek.

Eğitim deyince hemen akla gelen İslami Eğitim olmalıdır.

Batı eğitiminden geçenler ülkemizin en sorunlu

adamlarıdır.

Hazine hortumcular, banka boşaltıcılar, Anadolu daki

bütün hırsızların çaldığını bir kalemde, en korunmalı devlet binalarından,

merasimlerle götürüyorlar.

Kırk bin insanımızın ölmesine, 300 milyar doların

güvenliğe gitmesine sebep olanların batıya en yakın okullarda okuyanlardır.

Eğitimden sonra ikinci sırada sosyal adaletin

sağlanmasıdır.

Ülke içinde her bireyin sağlık, eğitim, yeme, içme, barınma,

giyme, mutlu olmasının yolları sağlanmalıdır.

Asgari ücreti devlet başkanının maaşıyla denk yapan

Hazreti Ömer dönemimde Hatıb bin Ebi Beltea nın işlerini gören biri bir deve

çalar ve yer.

Suçu sabit olur ve el kesme cezası uygulanması gerekirken

Hazreti Ömer, Hatıb a bu çalışanına kendi yediğinden yedirip kendi giydiğinden

giydirebildin mi Diye sorar.

O da onu aç bırakacak derecede ilgi göstermediğini haber

verince devenin sahibine Deveyi kaça aldığını sorar. Dört yüz dirheme

deyince Hatıb a Bu adama sekiz yüz dirhem ödeyeceksin der. (Abdürrazzak,

Musannef, 10(238, Beyhaki, Süneni Kübra 8/278, Malik, Muvatta 2/748)

O suçluyu aç bırakan birinci derecede işveren, ikinci

derecede devlettir.

Aç köpek fırın deler demiş atalarımız.

Televizyonlardan görüyoruz, hırsız, güvenlik kamerasına

da dikkatle baktıktan sonra işini yapmaya devam ediyor.

Hapishaneden korkmayan adama engel yoktur.

Bir buçuk milyon Müslümanı Bağdat ta öldürerek

Cengizhan ın rekorunu kırar da gönlüne keder gelmez. Çünkü gönlü gavurluğun

bastığı karanlıkla dopdolu olduğundan keder, üzüntü oraya girecek delik

bulamaz.

Batıya en yakın İslam ülkesi diye övünen Türkiye,

devletin ve halkı ev, araba, işyeri, can, mal güvenliği için harcadığı parayı

gönül kazanmak için kullansaydı daha güvenli olurdu.

Sevgili Peygamberimiz, (senedi zayıf bir hadiste)

buyurmuş: Mallarınızı zekatla koruyunuz (Taberani, Kebir, 170/128 hadis no

10196,Beyhaki, Sünen, 3/382, hadis no 6385, Hatıb, Tarihü Bağdat, 13/20)