Yıl; 1993, aylardan Aralık.

Gazeteci ve araştırmacı yazar merhum Aytunç Altındal, Erbakan Hoca ile bir röportaj yaptı.

Bu söyleşide, “Erbakan’ın Refah Partisi’nin geleceği ile ilgili endişeleri var” görüşüne Erbakan; “Refah Partisi’ni bekleyen büyük bir tehlike var” diye cevap veriyor. “Erbakan, iktidara gelmekten değil, iktidara gelip ‘muktedir’ olamamaktan endişe ediyor” diye düşünen Aytunç Altındal’a; Erbakan Hoca şöyle cevap veriyor; “Evet iktidara gelebiliriz. Ama sonra ne olur İktidarda kalabilir miyiz Yani bizi iktidara hapsederler.”

“Kim hapseder ” diye soruyor, Aytunç Altındal!

Erbakan; “Biz bir şey fark ettik. Bugün Türkiye’de bizim iktidara gelmemizi engellemek isteyen güçler var. Eskiden bize ilgi göstermeyen çevreler, şimdi bize hoş görünmeye çalışıyorlar. Eskiden yolumuza engel koyanlar, şimdi engellerini çekmek ister gibi davranıyorlar. Adeta bizim iktidara gelmemizi ister gibi çalışıyorlar. Bu adamlar bizim iktidara gelmemizi hoşgörü ile karşılıyorlarsa, bunda bir bit yeniği vardır. Anladığım kadarıyla, bu adamlar bizim iktidara gelmemize ses çıkarmama kararını aldılar. Biz iktidara geldikten sonra da bizi iktidarda perişan etmeyi düşünüyorlar.”

Aytunç Altındal, sorularını aynı minvalde sürdürüyor; “Anlamadım, nasıl yani İktidara gelmek istemiyor musunuz Nasıl perişan edebilirler sizi ”

Erbakan; “İktidara elbette gelmek istiyoruz. Ama böyle bir planları varmış gibi geliyor bana. Sonra da bizi iktidara hapsedip perişan etmek isteyecekler. Bize iş yaptırmayacaklar. Önümüze akıl almaz engeller çıkaracaklar. Atacağımız her adımda bizi batırmayı, sabote etmeyi düşünecekler. Hangi soruna el atsak, çözümü yokuşa sürüp, çok kısa zamanda bizleri iktidarda beceriksiz davranmış olmakla suçlayacaklar. İşte Müslümanlar ne kadar başarısızlar, görün diyecekler.”

***

Yıl; 1995… Bu röportajdan iki sene sonra…

Yer; Refah Partisi Genel Merkezi’nin yer aldığı Balgat, Hamidiye.

Refah Partisi’nin birinci parti olarak çıktığı seçimlerden hemen sonra…

Bahçe girişinden sonra merdivenleri çıktığınızda hemen kapı girişi...

Çok önemli ve adını vermek istemediğim bir kurumun başkanı, sabah erken saatlerde buraya damlamış ve çevresini saranlara Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hakkında, o zamana kadar kendisinden duyulmadık övgüler diziyor… Övgü ne kelime, Hoca’yı adeta göklere çıkarıyor…

O cümleler hâlâ kulaklarımda… İşittiğim cümleler acaba doğru muydu yoksa bir halisünasyon mu görüyordum! Belli ki “iyi bir yer, sağlam bir koltuk” beklentisi vardı… Sessizce uzaklaştım, o başkanın yanından…

***

Amerika’nın Batı’nın ve diğer şer güçlerin, “Nükleer anlaşmaya uyduğu gerekçesiyle” İran’a yönelik ambargoyu kaldırma kararını duyunca nedense bunları düşündüm.

Dünün “büyük şeytan”ı bugün nasıl oluyor da melek oluyor!

Sadece ve yalnızca şunu söylemek istiyorum; 50 yıl sonrasına projeksiyonlar yapan “şer” güçlerin tuzaklarına dikkat!

BANA GELEN KİTAPLAR…

İSTİKAMET (Belde-i Muhayyere’den Özgür Filistin’e): İstikamet, gazeteci-yazar, 42 Konya TV’de aynı adla program yapan Mehmet Ali Kayacı’nın yeni ve ikinci kitabı. 60 şehir ve Özgür Filistin ile İslam’ın mesajlarının kaleme alındığı İstikamet’te; din adamları, yazarlar ve siyasiler tarihi bir süreci değerlendiriyor. Kayacı, eserin mahiyetinin her bireyin İslam Birliği için neler yapabileceğinin bir örneği olduğunu dile getirirken, asıl çözümün ben’lik değil ümmet olabilmek olduğunu söylüyor. (Burç Yayınevi, 0332 353 89 05).

KAYBOLAN ŞİİR (Şairlerle Şiir Soruşturması): Doç. Dr. Süleyman Doğan ile Hasan Sutay’ın bir çalışması. 39 şairin görüşlerine yer veriliyor. Soruşturmada neredeyse bütün şairler sözbirliği etmişçesine, “Devlet gölge etmesin, yeter” görüşünü paylaşıyor. (Cümle Yayınları, 0312 437 08 85).

BENİM ADIM NE (Muhammed Ali’nin Hayat Öyküsü): Gazeteci-yazar Tamer Korkmaz’ın biyografi çalışması… Muhammed Ali’nin fevkalade gerilimli öyküsü, sadece şampiyon bir boksörün veya tüm zamanların en iyi boksörünün hayat hikâyesi değil... Kitap, Muhammed Ali’nin zorlu mücadelesini anlatıyor. (Cümle Yayınları, 0312 437 08 85).

KONUŞMAK LAZIM (Evlilik, Aile İçi İletişim ve Aile Sosyolojisi): Doç. Dr. Candemir Doğan ve Doç. Dr. Süleyman Doğan’ın ortak kaleme aldığı bir eser. İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren çevreyle sürekli iletişim ve etkileşim içine girer. Dinleme, en önemli iletişim sürecidir. İnsanın özüyle iletişim kurma biçimi olan hoşgörülü iletişim, bireyin kendini bilmesinin en kritik bir ölçüsüdür… İşte bunları anlatıyor, kitap. (Akıl Fikir Yayınları, 0212 514 77 77).

BURHANETTİN CAN’DAN KURT İLE TİLKİ FIKRASI!

Prof. Dr. Burhanettin Can... 

Milli Gazete yazarı ve Sosyal Ekonomik Kültürel Araştırmalar Merkezi (SEKAM) Başkanı…

İlim Kültür ve Eğitim Vakfı’nda (İKEV) bir konferans verdi.

Mustafa Hasan Öz, “Demli çay da var, beklerim…” deyince atlayıp gittim.

İyi ki gitmişim; salon tıklım tıklım doluydu ve Burhanettin Hoca son derece kapsamlı bir sunum yaptı, İslam coğrafyasına ilişkin. Bazı başlıkları vermek istiyorum;

*  Öncelik maddiyata değil şuur ve bilince verilmesi lazım.

* 12 Eylül askeri darbesi, Yunanistan’ı NATO’ya almak içindi...

*  27 Mayıs askeri darbesi Menderes’in ABD dışında başka arayışlara girmesinden kaynaklandı...

*  ABD ülkelere belli bir alan veriyor ve bunun dışına çıkılmasını istemiyor... 

* İran’la Batı’nın ve Amerika’nın iyi ilişkiler kurması Türkiye-İran kapışmasını sağlamak içindir…

***

Burhanettin Hoca’nın bölgedeki dengeleri ifade ederken anlattığı bir fıkra ise herkesi acı tebessüme sevk etti;

“Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir, kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar. Biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de… Tilkiye sorar:

-N’apıyorsun, dostum

Tilki cevap verir; “Hiiiç... Yatıyorum!”

-Burada bir but var!

-Evet var.

-Neden yemedin

Tilki sakince cevap verir; “Bugün orucum!”

Kurt kendinden emin; “Ben yiyeyim o zaman!”

Tilki, “Buyur afiyet olsun” der.

Kurt buda uzanır uzanmaz bir patlama… Ortalık toz duman. Kurt yaralı hareketsiz, 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar. Bunu gören kurt:

-Lan, hani sen oruçtun!

Tilki pişkin pişkin cevap verir; “Biraz önce top patladı duymadın mı!”

Not: Bugün, 18 Ocak 2016, Pazartesi.  1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!