Yaşananlar ve kimi davranışlar artık mizah ötesi. Mizaha hakaret. Geçmişte yaşananların bir benzerini ve hatta daha sıradan olanlarını bugün yaşıyoruz. Öngörüsüzlük dün ne idiyse bugün de odur.

Güç, egemen kuşatılmışlık bir gerçek. Ancak bu gerçekten kurtulmanın çabaları olmayınca söylenenlerin ve kimi davranışların hiçbir anlamı olmaz. Emperyalizme güven ve bağlanmanın aşırılıkları başımıza belâ oldu ne yazık ki.

Yanlışlar her zaman yanlıştır, savunması olmaz. Fakat ülkemiz tam bir garabet içinde. Aşırı bağlılıklar duygusallıklar getirir ve durumlar da sağlıklı değerlendirilemez. Türkiye’nin içine düşmüş olduğu vahim bir durum.

Siyonizm güdümlü Amerikan emperyalizmi amacı için göz göre göre adım adım ilerliyor. Yaşanmışlıklardan ötürü biz bunları böyle bilmiyorduk ya da bize ihanet ettiler demenin hiçbir anlam ve karşılığı yok. I. Irak işgalinden beri durum hep aynı ve değişmiyor. Bunlara rağmen hâlâ stratejik ortak diye güven duymak, üstelik buna rağmen yaptırımlar karşısında esnek durmak ne anlama gelir? Hani belki tekrar ortam düzelir diye beklemek tam anlamıyla safdillik.

Özellikle güneyimizde konuşlanan Amerika Türkiye’yi çoktan gözden çıkarmış bulunuyor. Çünkü o planının belli bir aşamasındadır artık. Resmi açıklamalarda belirtilen beş bin tır mühimmat ne anlama geliyor? Türkiye’nin NATO üyesi olmasının da bir karşılığı ve anlamı yok ki.

Yıllar önce Kahramanmaraş’a kitap fuarı dolayısıyla davetliydik. Otelin lobisinde bir tartışmamız olmuştu. Aslında bugünü tartışıyormuşuz. Kalabalık bir grup, bilinen isimler. Patroit füzelerinin bölgeye yerleştirilmesi, Kürecik Radar Üssü söz konusu idi. O zaman ilginçtir ki iktidar taraflısı olanlar, bunları hiç de umursamadıklarını, ortak olduklarını, Amerika ile birlikte olmak gerektiği, bölgedeki paydan bize düşeni alacağımızı iddia eden oldu. Hatta bunlardan en radikal gazetenin bir gazetecisi ben bundan hiç de rahatsız değilim deyiverdi. O anda artık tartışmanın da bir anlamı yoktu. Biz bir grup bu durumun doğuracağı sonuçları ele aldık. Özal politikalarından beri Amerika ile birlikte açıktan iş tutmak bir tercih oldu. 1 Mart tezkeresi ve sonrasında yaşananlar ile ne yazık ki bugüne gelinmiş olundu.

Olaylar geliştikçe hamaset doruğa çıkıyor. Hep aynı üslûp ve duygu yoğunluğu. Olaylar yatışınca hiçbir şey olmamış gibi eskiye dönülüyor.

İtirazlarımız iktidar karşıtlığı ve kiniyle özdeş kılınıyor.

Bundan üç yıl önce 14 Temmuz tarihli yazımda (tarih biraz ileri biraz geri olabilir), Türkiye’nin tek seçeneği var. Bir an önce, İran, Rusya ve Irak ile işbirliği yapılması, hatta devlet gururu demeksizin Suriye ile de masaya oturulması gerektiğini yazdık. Ağır saldırılara uğradık. İrancılık ve şiacılık ile töhmet altında tutulduk. Bugün Türkiye’nin geldiği aşama bu. Başka bir seçenek de yok.

Türkiye emperyalizme sadece dolar ile bağımlı değil. Üstelik Amerika ile bir sorun yaşanınca yapılan ilk iş dolar operasyonu oluyor. Bunun etkisi bir yere kadar.

Türkiye, parasını verdiği F-35 savaş uçakları sorunu var. Seçimlerden önce sorun çözülmüş gibiydi! Seçimlerden sonra başa dönüldü yeniden. Bu başa dönüşler hiçbir zaman da bitmeyecek. Neyimiz yerli kaldı. Marlboro sigara tüttürerek dolarları ateşe veriyoruz. Tam bir kara mizah örneği. Hemen hemen bütün alanlarda durum böyle.

Özelleştirilen kurumlar, kullanılan araçlar, alış veriş yapılan çok uluslu AVM’ler ve dahası. Zihni bir yenilgi daha baştan itibaren kabullenilmiş. Öfkelerimizi kusarız da sonra yeniden başa döneriz. Kendimizi köleleştirmiş, bağımlı olmuşuz. Öfkemizi duygu patlamaları ile duşa vuruyoruz. Amerika güneyimizde, Suriye’den çıkacak mı çıkmayacak mı? Türkiye gerek NATO’ya gerek Amerika’ya ait üsleri sınırlayacak mı sınırlamayacak mı?