Müslüman bir toplumun, Batı düşüncesinin dayatmalarıyla
oluşturduğu bir hayat anlayışı var. İnsanoğlu, varlık nedenini yaşadığı hayatın
koşullarına bağlayınca ona farkında olmadan inan getiriyor. Âdeta gizliden
gizliye tapınıyor.
Demokratik bir sistemde belli bir yüzde ile üstünlük ele
geçirenler sadece kendi taraftarlarını gözetiyor, onlara öncelik veriyor. Bu
sistemde var olabilmenin koşulu olarak sistem içinde sistemin öngörüleriyle ve
kurallarıyla yaşamaya bakıyor olmalarıdır.
Partiler, iktidar ile muhalifleri arasındaki çekişmeler
bir araya gelememenin bir süreci oluyor. Bu ne mezhep, ne kavim ne de kültür
farklılıklarına benzer. Bu, tam anlamıyla bir çıkar bölüşümünün kavgasıdır.
Kendisini en hakkaniyetli olarak görenler de gücü ellerine geçirdiklerinde
karşıtlarından asla farklı olamıyorlar.
Türkiye siyasasına bakıldığında görülecektir ki her
iktidar kendi zenginini oluşturuyor. Ya da ruhen ve kalben kendileri gibi
olmayan varlık sahipleri birden renk değiştirebiliyorlar. Onlar varlıklarını
yitirmeme adına kılıktan kılığa girebiliyorlar. Dünün Marksist i şeriatçı
kesilebiliyor, yeri gelince şer i bir düşünceyi bile savunabiliyor. İlgisi
olmadığı halde dindar görünebiliyor. Faizden beslenerek büyüyen bir kapitalist
yeri geldiği zaman Marksist terminoloji içinde yer alabiliyor ya da şeriatçı
bir düzlemde kendini görebiliyor. Onun bütün derdi ve davası konumunu korumak,
dünyalıklarından vazgeçmemek. Bu durum Müslüman gibi görünenler için de
geçerlidir. Müslümanların içine düştüğü durum vahim. Batıcı bir sistemin
savunucuları konumunda. Sistemin özüne, ruhuna ve yapısına dokunmadan bireysel
grevlerini, örneğin düzenli namazlarını kıldığında, diğer zorunlu ibadetlerini yerine
getirdiğinde insan kanını, ruhunu ve canını sömüren faizli sistemin bekçisi,
koruyucusu olduğu açmazından kendisini kurtaramıyor.
İslâm inancına özgü olan şehitlik kavramını ele alalım.
Allah rızasına, davasına inanların mücadelesindeki şehitlik kavramı. Zihinler
öylesine karışık ki bunun doğru dürüst hesabını veremiyor. Bir zamanlar
Müslümanları şapka giymiyor diye idam sehpalarına götüren, faizci sistemi inşa
edenlerin, Kur an alfabesini yasaklayanların, dinin yerine laikliği
sistemleştirenlerin Müslümanlara veya başkalarına karşı savaşanların ölülerine
şehit deniliyor. Yönetimde namazlı, eşleri başörtülü yöneticileri bulunuyor
diye laik sistem için savaşanların ölülerine şehit deniliyor. İslâm adına
insanları hunharca öldüren DEAŞ ölülerine, Amerika ve İsrail güdümlü Suriye de
savaşanların ölülerine, Rusya ile birlikte savaşanların, dolar ve dünyalık
servetler içinde yüzen krallar adına ölenler için şehit, Türk ya da Kürt kavim
savaşlarında ölenleri için şehit, komünizm adına ölenlerine şehit, mezhep
çatışmalarında ölenleri için şehit denilen bir dünyada yaşıyoruz.
Müslüman olarak biz bunu bile bir açıklığa kavuşturmuş
değiliz. Şehitlik kavramı ne ve kime ait. Hakkı, adaleti, Allah rızasını ikame
edenler ise katil olarak algılanıyor. Kim nedir, kimdir belli değil. Böylesine
kaotik, karışık bir dünyadayız. Haçlı seferlerinde Müslümanların haklarına
koruma savaşları mıdır bunlar, hakkı hâkim kılma adına verilen
mücadeledekilerin savaşları mı, Bedir, Hendek, Uhud, Çanakkale savaşlarının bir
benzeri midir ki bunlar Endülüs Müslümanları ile Hıristiyanların, Osmanlı
devleti ile batılıların savaşları mıdır bunlar
Müslümanların kendilerini hesaba çekecekleri ne bir
ortam, ne bir durum ne de bir bakış var. Bir alaboraya kapılmış gidiyor.
Sağlıklı düşünme diye bir ortam yok. Bir şeyi anlatmaya
kalkıştığınızda mevcut yapının belirlediği bir tarafta yer almaya mahkûm
ediliyorsunuz. Ya İran, Suud, Mısır, İsrail, Amerika, Rusya, AB den birine
mahkûm ediliyorsunuz. Müslüman Müslüman ın ateşi, zebanisi ve cehennemi oldu.
Birbirlerinin cehennemini hazırlamaktan başka bir iş yapmıyorlar. Asla
kendilerine ait bir yerde değildirler. Siz ne yapıyorsunuz ey Müslümanlar!..