İnsanlar güzel rüyalar görebilme umuduyla koyarlar başlarını yastığa. Kâbuslarsa hiç beklenmedik bir anda, uykumuzun ortasında yakalar. Tam olarak böyle oldu. Binlerce öğrenci sabah okula gitmek için koydu kafasını yastığa. Gece hiç beklenmedik bir anda depreme yakalandılar. Enkaz altından çıkartılan çocukların benim okulum var eşyalarım, kitaplarım içeride kaldı sözleri yüreklerimizi burktu. Keşke dedik enkazdan çıkan çocukların ilk düşündükleri şey sınavları olmasaydı…
Bu kâbustan ne zaman uyanırız soruları zihinlerimizi işgal ediyor. Bu yaşananların hiç yaşanmamış olmasını, depremi, acıyı, ölümü hiç tatmamış olmayı istiyoruz. Tüm bunlar toplumsal travmaya karşı verdiğimiz inkâr tepkileri. Kabullenmesi kolay değil biliyorum. Fakat bu yaşadıklarımızın büyük bir uyarı olduğunu fark etmeliyiz. Bundan sonra depremi yok sayarak yaşayamayız. Yer bilimcilerin, deprem uzmanlarının uyarılarını dikkate almak zorundayız.
Deprem gerçeğini bile bile hiç olmayacakmış gibi davrandığımız için geldi başımıza bunlar. Günlerdir televizyonlar da afet olduğunu söylüyorlar. Üzgünüm bu afet değil. Doğanın, dünyanın işleyişine biz insanlar olarak uyum sağlamadığımız, kibirli davrandığımız, ben istersem olur bu binayı buraya dikerim diyerek depreme meydan okuduğumuz için geldi başımıza bu felaket.
Depremden sonra yaşananlar depreme ne kadar hazırlıksız olduğumuzu, depremi ne kadar inkâr ettiğimizi de gösterdi. Kibrimizle diktiğimiz büyük binaların yanında böyle bir felakete nasıl sağır kesildiğimizi de gözlerimizle gördük.
Yıllardır deprem tatbikatı yapıp duruyoruz. Doğrusu yaptığımızı sanıyormuşuz. Deprem bölgesinde yaşamamıza rağmen depremle ilgili ciddi bir eğitim sorunumuz var. Deprem anında neler yapılmalı? Depremden sonra deprem bölgesine nasıl yardım edilir? Yardım kolileri nasıl hazırlanmalı? Depremzedelerin birinci derece ihtiyaçları nedir? Depremzedelere nasıl davranılmalı? Bu ve bunun gibi pek çok sorunun cevabını bilmiyoruz. İyi niyetle uzaktan yapmaya çalıştığımız pek çok şeyin deprem bölgelerinde felaketlere neden olduğunu gördük. Bu konuda ciddi bir eğitime ihtiyacımız olduğu açık.
Eğitim demişken…
Bu dönem yükseköğretim kurumlarının uzaktan eğitim yapmasına karar verildi. Akademisyenler başta olmak üzere bu karara büyük bir tepki var. Bu tepkiyi haklı buluyoruz. Bu kararın gözden geçirilip farklı bir çözüm bulunması lazım. Depremle oluşan yaralarımızı ancak birlikte sarabiliriz. Eğitim gibi kolektif olan süreçlerin ertelenmesi, uzaktan yapılması iyileşme sürecini uzatacaktır.
Eğitimin yüz yüze olması demek de çocukları sınava hazırlamak, yarıştırmak değil. Mesela bu hafta sonu bazı dershanelerin başladığı haberini aldık. Fakat sınavlara hazırlamak, geri kalmamak adına! Daha yaralarımız bu kadar tazeyken, insanlar seferber olmuşken çocukların hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden yarışmaya devam ettirilmesi çok büyük bir yanlış. Bunun yerine dershaneler ve okullara dönüp deprem bölgesindeki kardeşlerimiz için neler yapabiliriz sorularının sorulması, çocukları yaş gruplarına göre içinde bulunduğumuz seferberliğe dâhil etmemiz lazım. Millet olma, vatan sevgisi, aidiyet duyma gibi duygular böylesi zamanlarda kazanılır.
Elbette çok güzel şeyler de oluyor. Toplumun pek çok kesiminden insanlar organize olup neler yapabiliriz derdine düştüler. Şu an pek çok kurum ve bireysel çaba ile depremzedelerin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılırken uzun vadede neler yapabiliriz diye pek çok proje üretildiğine şahit oluyoruz. Z kuşağı denilerek hor görülen gençlerinse yardım çalışmalarına koşmaları herkesi utandırdı. Bunlar güzel şeyler. Fakat eksiklerimizi tespit etmek ve bunları gidermek için de bir çaba içinde olmalıyız.
Bu kâbustan ancak hatalarımızdan ders alarak, yaralarımızı birlikte sararak çıkabiliriz.