Yarın geç olmakla meşhurdur. Bunu anlamak yarından önce anlaşılırsa; bugünden sonra ne yapılacağı da anlaşılır. Yarının ne getireceğini bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz çünkü yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Yarından endişeliysek bugünü, bugünden endişeliysek dünü boşa harcamışız demektir. Eğer bir harcanmışlık hissediyorsanız bilin ki; sorunları sümen altı, çözümler kâğıt üstü bırakmışsınızdır. Sümen altı dolduğunda sümeni değiştirmek çözüm getirmez. Birikmiş kâğıtları geri dönüşüme kazandırmak da bir şey ifade etmez. Çünkü ayinesi iştir kişinin…

Aslında her şey yolundayken de işler yolunda değildi ama algılara sığındık. Mesela bugüne kadar ekonomideki sorunlar sümen altı edildi ama “not arttı, para gelecek” diye avunduk. Bu avunma yapısal sorunları derinleştirdiğinden “ekonomik” gösterilen bütün tablolar, “komik” olmaya başladı. Şimdi istikrar rüyasından uyananlar, geriye dönüşün hiç de kolay olmayacağının farkında, yarın uyanacaklar ise kredi bulmakla meşgul! 

Gelişmişlik göstergesi olarak sunulan ev ve araba gibi temel ihtiyaçların, tasarruf yapılarak değil de kredi yoluyla gerçekleştirilmesinin az gelişmişliğin bir örneği olduğu fark edildi. Herkes biliyor ki; böyle devam ederse, komplike ve birbirini mütemadiyen etkileyen sürpriz değişimler yaşanacak ve küresel ekonominin dişlilerine takılan bir ülke görüntüsü artacaktır. Ölçülerini bırakıp siyasilere göre şekil alanlar ise, yaşanan sorunlar karşısında bu yüzden şekilden şekle giriyor.

Yanılsamanın bedeli ödeniyor ama Türkiye’nin taşıdığı potansiyelin boyutlarını bilmediğimiz için zararı ölçemiyoruz. Bu potansiyelin boyutlarının ölçülmesi, “kendimizi yeniden bir sığaya çekmek” ile gerçekleşebilir. Aksi takdirde orunları sorun etmediğimizden olsa gerek çelişkiler yumak olmaya devam eder ve çelişkileri sümen altına sığmazsa sümeni değiştirmeyi planlar. Kimilerinin “üst akıl”, kimilerinin “sokma akıl” kurbanı olduğu günümüzde asıl kurban edilenin “ortak akıl” olduğunu görebiliyor musunuz? Göremiyorsanız bu da size dert olsun! 

ÖNCÜLÜK

Ülke sorunları ile yakından ilgilenmek, yaşam boyunca karşılaşılacak hak, adalet, insan hakları konularına önem vermek, yenilmişlik psikolojisinden kurtulmanın adımıdır. Referandumu “evet” ya da “hayır”ın ötesine taşımanın da ilk adımıdır! 

ÖNCELİK

Düşündüğünü söylemeye korkanların zamanla düşünmeyi de bıraktığını acı bir şekilde gözlemliyoruz. Saddam ve Esad kimyasal silahlarını kullanmış olsalardı Ortadoğu’da bu kadar insan ölmezdi. Neyse, ensarız..!