23 yıldır badireden badireye sürükleniyoruz.

İsrail’in güvenliğini sağlamak için ABD’de sözler verilmesi, Afganistan’da işgal ve katliamlar için ABD’nin güvenliğinin sağlanması görevinin verilmesi, Irak’ta işgal, tecavüz ve katliamlara destek verilmesi, Libya’nın parçalanması için fiili destek verilmesi, Suriye’de iç savaş çıkaranlarla birlik olunması, BOP görevlerinin kabul edilmesi, İstanbul sözleşmesinin halen devam eden tahribatı, toplumsal cinsiyet terimi ile lanetli fiillere ve bu amaçla kurulan teşkilatlara müsaade edilip okullarda eğitimlerinin yapılması, vahşi kapitalist sistemin tahribatları, faiz ve enflasyonun oyduğu hendekler, tarımın, hayvancılığın ve sanayiin törpülenmesi, israf ve vurgunlar, Katil İsrail’e işbirlikçilik yapılması ve daha onlarca badirenin içinde debelenip durmamız.

Şimdi de iklim kanunları ile geleceğimizin tehlikeye atılmak istenmesi. Bunun için TBMM’ye getirilen teklifin hiç tartışılmadan oldubittilerle kabul ettirilmeye kalkışılması.

İçeriği, gayesi, muhatabı, artısı, eksisi hiç tartışılmadan, açıklanmadan İmralı sürecinin paldır küldür yürütülmeye başlanması.

Aile yılı ilan edilmesi ama asıl aileyi tahrip eden düzenlemelerden hiç bahsetmeksizin, sadece birtakım parasal düzenlemelerin kamuflaj olarak kullanılması.

Katil İsrail’in Suriye’yi yutmak için başlattığı rezil ataklar, işgaller, tehditler, bölme girişimlerini sadece arada sırada kınamak, sabrın taşması, bedelinin ödettirilmesi ve benzeri sadece süslü sözlerle iktifa edilmesi, buna rağmen ticaret adı altında levazım ve istihkam malzemelerinin katile gönderilmeye devam edilmesi, Azeri petrolünün İsrail’e taşınmasına devam edilmesi, elektrik temin eden hatların katile çalışıyor olması…

Şimdi de Gazze ablukasının acımasızca daha da sıkılaştırılarak aç, susuz, barınaksız, elektriksiz olarak bütün sivil halkın toptan öldürülmeye teşebbüs edilmesi karşısında sadece sözlerle kınamak ama asla fiili bir adım atmamak suretiyle duruma seyirci kalınması. Adeta sıranın bize gelmesi için bekleniyor olunması…

BOP’un Büyük İsrail Projesi’ne evrilerek son dönemece giren koşusunu finişe mi geliyor, diye dehşetle izliyoruz.

İrkiliyoruz:

Bütün bu badireler içinde duruma çare arama makamı olan TBMM’deki vekiller nerede? Bu vekilleri bu millet birilerine “emireri” olsunlar diye oraya göndermedi.

Eski bir AKP milletvekili olan Ş.Y’nin “Tayyip Bey’i sırtımızda taşımamız lazım, ayakkabılarını dilimizle yalayıp temizlememiz lazım” dediği gibi birilerine hizmet için seçilmediler.

Vekillerin çoğunluğunun bu badireleri gündem edip tehlikelere dikkat çekmek için bir çaba sarfettiklerini görmüyoruz. Görevlerini, önlerine konulan düzenlemelere sadece el kaldırıp, el indirmekten ibaret mi sayıyorlar acaba?

Zinanın, domuz etinin, lanetli fiillerin serbestiyeti, İstanbul Sözleşmesi’nin ve ilgili mevzuatın TBMM’den oldubitti ile geçirilmesi sırasında adeta emir komutayla el kaldıran birçok eski milletvekili, “evet” dediklerinin tahribatlarını gördükçe sağda solda; “neye evet dediğimizi bilmiyorduk, bize açıklamadılar, sadece el kaldırın dediler, biz de kaldırdık” mazeretine sığındıklarını ama bunun yıkımların önüne geçmek noktasında hiçbir işe yaramadığını hepimiz biliyoruz.

Az sayıda olup bu tehlikeleri mertçe dile getiren vekiller dışında, diğer milletvekilleri ortalıkta gözükmüyorlar.  

Soruyoruz:

Bu kadar badirede bu vekiller nerede?

 

EY VEKİL

 

Derin uykudasın ey vekilim,

Kalkman için çalınınca boru,

Görürsün ki, eşeğin çalınmış;

Ve götürmüşler Niğde’yi, Bor’u…

 

Ekrem Şama

...