Bu büyük olayın, yani depremin sıcaklığı devam ediyor. Acılı ailelerin, kentlerin, insanların duyarlığının yoğunluğunun olduğu bir zamandayız. Depremin tozları savruluyor. İnsanlar toz toprak içinde, evler çökmüş, sokaklar ortadan kalkmış, mahalleler silinmiş. Yaşayanlar kentlerinden, evlerinden olmuşlar. Kentler, kasabalar, köyler harabe ve hayalet.
Dışarıdakiler, yani siyasiler, yani doğrudan acıları olmayanlar bambaşka bir dünyadadırlar. Herkesin bir hesabı var. Konumları zayıflayanlar, zayıf olanların konumlarını güçlendirmek isteyenler, hesapları olanlar ise başka şeylerin peşindedirler.
Milletimizin bütünlüğü, acıları ortaklaşa paylaşımları, acı çekenleri hiçbir hesabı olmadan alanlara koştu. İradelerini kullananlar, kendilerini daha özgür hissedenler hiçbir hesabın peşinde olmadan koşturdular ve yardımda bulundular. Merkez ise her şeyin kendi denetimlerinde olmasını ister. Başkalarına şans tanımak istemez. Çünkü hükümran olan odur.
Dertlere derman, yaralara merhem olma zamanı. Bu alan hayırda yarışma alanı. Burada çekişmenin, hırs ve öfkenin çekişme zamanı değil. Bir gönlü yaralının gönlünü alma zamanı. Dertlere ortak, acıları paylaşma, sevgi ve merhamet ile dayanışma zamanı.
Bir gerçek var ki mevsim kış insanlar evsiz. Çadırlar, konteynırlar ve geçici mekânlar insanların sığınağı. Havalar soğuk, insanların ısınma sorunu var. Her ne kadar yardımlar geliyorsa da bunlar yetersiz. Çünkü deprem bölgesi dışındakiler evlerinde, sıcacık yuvalarında, mutfaklarında çorbaları kaynıyor, yemekleri pişiyor. Hüzünleri ancak ekranlarda izleyebildikleri, paylaşımlarda öğrenebildikleri kadardır. Oysa deprem havzalarında bulunanların gözleri boşlukta, gelecekleri belirsiz. Boşluktadır gözleri.
Bu insanlar bebek değil, çoğunlukla yetişkinler. Yeryüzüne ilk adımlarını atmış gibi bir durumdadırlar. İnsanlar çiftçi değil, hayvanları yok, toprağı ekip ondan ürün almaya ne zamanları ne de imkânları var. İster istemez yardıma, dayanışmaya gerekleri var. Muhtaçtırlar demiyoruz, diyemiyoruz. Deprem sonucunda yaşanmış bir durumdadırlar.
Müslümanların üzerinde farz, yani zorunlu desteklerinin olması şart. Zekâtın insanlara farz kılınması boşuna değil. Bu, kendisinin dışında, desteğe ihtiyacı olanların hakkı. Bu, ister zekât olsun, ister hayır veya sadaka olsun bunun verilmesi zorunlu.
“Düşmez kalkmaz bir Allah” insanların dilindeki bir deyim. O zaman insanın asıl durumunu bu depremde gördük ve yaşadık. Bölgede depremde etkilenenlerin büyük çoğunluğu aynı konumda, eşitlenmişler denebilir.
Milletimizin birlikte, hiçbir siyasal kamp, klik, ideoloji, konum olmaksızın büyük bir dayanışma içinde bulundular. Hemen herkesin ulaşabildiği, yardımına yetişebildiği kim olmuş ise büyük bir iyilikte ve hayırda bulunmuşlardır. Yukarıdaki çekişme ve kavgalar olmasa bu çok daha sağlıklı sonuçlar alınabilir. Yeter ki bu millet rahat bırakılsın. Özünde ve ruhunda var olan iyilik melekleri devindi, ortaya çıktı büyük bir harekete dönüştü.
Şu zamanda şer meleklerinin, şeytanların, fitne dillerin ortaya çıkması da doğal veya olağan. Yapılması gereken, ilk gündeki gibi ayrı ruh ve öz ile devam etmeleri.
Her kim, hayır için ortaya atılıyorsa destek verilmeli. Bu gün hesap sorma, hesaplaşma zamanı değil.
Depremler ilahi oluşlar. İnsanın iradesinin dışında gelişiyor. Bir büyük deprem olmuş ve yaşanmıştır, büyük bir yıkım vardır. İnsanların kusurları yıkımın sonuçları üzerinde mutlaka etkisi vardır. Olmuş bitmiş bir şey üzerinde tartışmanın bir anlamı yoktur. Olması gereken bundan sonrasına bakılmalı.
Tedbirler geçmiş için değil şimdi ve bundan sonrası için önemlidir. Geçmiş hatalarının ve günahlarının sonucu sahipleri tarafından elbette verilecek. İlahi adalet var, o, er ya da geç tecelli edecek.
Bundan sonrasında yeni bir doğuş zamanıdır. Yeni bir ayağa kalkış ve yol alış bir zamanı.