Hani bir hikaye vardır, adamın denizde sandalı batmış, yüzerek ıssız bir adaya çıkmış. Günlerce denizi gözlemiş bir tek gemi veya sandal geçmemiş. Havalar soğumaya başlayınca kendine bir kulübe yapmış. Birkaç ay daha böyle geçmiş. Kendine yiyecek toplamak için çıktığında bir de bakar ki, kulübeden alevler yükselmeye başlamış. Kulübenin yanıp kül olduğunu gören adam kızmaya başlamış.

Derken dumanı gören bir gemi, ıssız adaya yaklaşmış ve adamı kurtarmış.

"Kul bunalmayınca Hızır yetişmez" diye bir atasözümüz vardır.

Oniki Eylül öncesi hızlı solcu olan, bakanlık ihaleleri alan ve Oniki Eylülden sonra bakana rüşvet vermekten içeri alınan büyük bir müteahhit "Allah askerlerden razı olsun. Bizi içeri aldılar. Koğuşta bir de hoca vardı. O ne yaptı etti bizi İslâmi çizgiye çekti. Asker-hoca işbirliğiyle biz, haramdan ve yanlış yoldan kurtulduk" demişti.

Bir ülkücü lider "Hocam, "Kanımız aksa da zafer İslâm ın" diyorduk. Dokuz ışık uğruna olaylara karışıyorduk. Oniki Eylülde kendimizi hapishanede bulduk. Orada tanıştığımız bir hoca, Işık ın dokuz olmadığını, Tek ışık olduğunu, onun da Allah ın Nûr u olan Kur an olduğunu öğrendik. Bize, O tek ışığı öğretir misin " demişti.

Bunların aksi de olabilir. Yani iyi ve hayırlı zannettiğiniz bir şey sizin için kötü ve şerli olabilir.

Soğukta donmak üzere olan bir farenin üzerine ineğin biri pislediğinde fare buna çok kızmış "Zor günümde bu da yapılır mı" demiş ama onun hoşlanmadığı şey, onu donmaktan kurtarmış ve üzerini kar kaplamış kış geçinceye kadar da gıdası olmuş.

Bahar mevsiminde biri gelip üzerini açıverdiğinde "Dünyada iyilikseverler eksik değilmiş beni bu kapandan kurtarıverdi" derken pisliğin üzerini açan tilki fareyi bir lokmada yutuvermiş.

Rabbimiz buyurur: "Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen şey sizin için hayırdır ve yine olur ki, sevdiğiniz şey sizin için şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara 216)

Belâlar, baskılar, hapisler, sürgünler, ambargolar, öldürmeler, korkutmalar cenneti görür gibi koşan adamı engelleyemez.

Sevgili peygamberimiz: "Belâların en çetini peygamberlere gelir" buyurmuş. (Buhari, K. Merza 3)

Sarrafın evi soyulur.

Meyveli ağaç taşlanır.

Güzeller kıskanılır.

"Yahu hocam bu dinsiz, imansız, ateist, komünist insanlarla niçin uğraşmazlar da Müslüman la uğraşırlar " derler.

Kalpazanın evi soyulmaz. Meyvesiz ağaç taşlanmaz. Çirkini kimse kıskanmaz.

Biz, gönlümüzde bir ayeti bütün dünya ve dünyadakilerden daha değerli bir imanı taşıyoruz.

Cennete doğru yol almaya çalışıyoruz.

Yükümüz çok değerli. Şeytanlar ve yardımcıları bunları almak ve atmak istiyor. "Bize yaramayanı size de yar etmeyiz." Diyorlar.

Sevgili peygamberimize, değerli eşlerine ve ashabına yapılan iftiralar, baskılar, işkenceler, sürgünler ve kıtallerin binde biri bize yapılmış değil.

Dünya genelinde İslâm a karşı yapılan bu toplu saldırı karşısında İslâm için endişeye düşmeyelim çünkü Rabbimiz: "Şüphesiz o zikri ( Kur an ı) biz indirdik ve elbette onun koruyucusu da biziz" buyurmuştur. (K.kerim Hıcr 9)    

1400 sene içinde bir harfine dokunulmaması korunduğunun açık ispatıdır. İmansızların hepsi teknolojileriyle bir araya gelseler, güneşin ışık ve ısısını engelleyemezler.

Ancak belirli bölgelerin üzerine şemsiye çekip kapatıp karartabilirler. Güneşe zarar veremezler ama bir gül ağacının her tarafını kapatıp karartabilirler.

İşte bizim endişemiz, mücadelemiz burada.

Kur an nurunun, gül gibi çocuklarımızın gönüllerine yansımasını engellemek için kanun kalıplarıyla kalplerin kapatılmasına karşıdır.

Rabbimiz, Kur an ını, yarattığı insanla korumuş ve kıyamete kadar yine insanla koruyacak.

Ömrünü, altın, gümüş, lira, dolar, euro, toprak koruyarak geçiren insanlarımız var. 

Halbuki bütün bunları yaratan Rabbimizin Kelâmını korumak bunların da korunması demektir.

Bu yolda olanlara yapılan baskılar, ham demirin örs ve çekiç arasında keskin kılıca dönüşmesi gibi, gülün, imbiklerden kaynayarak geçmesi, cenderelerde sıkışması sonunda gül yağına dönüşmesi ve gül yüzlülerle buluşması gibi bir şeydir.

Özetle hiçbir kimse bir tek Müslüman a zarar veremez vesselam.

İsterseniz "Onlar, size asla zarar veremezler" anlamındaki Âl-i İmran 111 inci ayetinin tefsirini benim telifim olan "Şifa Tefsiri"nden bir okuyuverin.

Tefsiri istemek için Telefon numarası: (0212) 5111085.