Bir devletin siyasi iktidarının belirlenmesinde ahlaki ölçüyü temel alarak “siyasi rejim” niteliğinde ortaya çıkışını Platon ünlü “Devlet” (Politea)inde tartışır. Platon, ideal bir devletin kurulmasını ahlaki esasa dayandırırken, ruhun özünde var olan ve tezahür eden üç yetisinden söz eder. Bunlar akıl, irade ve duygudur. Platon’un içinde yetiştiği ve mensup olduğu için gurur duyduğu Yunan kültüründe “Polis” şeklinde ifade edilen ve siyaset felsefesi ve biliminde “kent devleti” (cité) olarak tanımlanan “devlet”, aynı zamanda “toplum” anlamını da içkindir. İşte ruhun özünde varolan ve tezahür eden söz konusu üç yeti, devlet ve toplumda üç organ ve sınıf şeklinde belirir: Bilge kral, koruyucular ya da bekçiler (askerler) ve halk, yani iktisadi ve ticari faaliyette bulunan sınıf. “Bilge kral” ya da filozof-devlet başkanı kavramı ve ona yüklediği anlam, Siraküza deney ve gözlemine bağlı olarak değişikliğe tabi tutulmuştur.

Bu üç organ ve sınıfın başat erdemleri bilgelik ve adalet, cesaret ve itaat ile itidaldir. Bu dört erdem “Sokratik erdem”, yani ahlaklı yaşamanın temel erdemleridir.

Öte yandan siyasi rejimleri de ahlak (ethik) temelinde tasnif etmiştir. Mesela Aristokrasi erdem olarak mertliğe, oligarşi (oligarkhia) çıkara, menfaate, diktatörlük zor ve korkuya, demokrasi ise özgürlüğe dayanır. Platon, bu siyasi rejimlerden birini açıkça benimser gözükse de, Aristokrasiyi erdeme öncelik verir şekilde tanımlamakla imaen eğilimli olduğunu sezdirir.

Siyasi rejimlerin birbirinin yerine dönüşümünü gözlemlemesi dikkatin ötesinde bir kavrayış gücünü ortaya koyar. Her rejim dayandığı erdemin yozlaşması halinde bu dönüşüm kaçınılmazdır. Aristokrasinin yozlaşması oligarşiye, yani zümre çıkarı, menfaatine yol açacağı gibi, özgürlüğe dayalı demokrasinin yozlaşması, yani özgürlüklerin kural ve sınır tanımaz şekle dönüşmesi durumunda, ki kaçınılmazdır bu, diktatörlük çıkagelir. Zaten Platon, demokrasinin başat niteliği olan özgürlüğün, bireysel istek ve tutkulara, dolayısıyla düzensizliğe, anarşiye yol açacağını kaçınılmaz gördüğü için tasvip etmez.

Platon’un tasarladığı ideal devlet ve toplum tasarımı kuramsal niteliği ağır basan bir düşünce ürünüdür. Bir bakıma tarihi ve toplumsal gerçeklik gözlemlerinde önemli isabetler ve tespitler bulunsa da, böyledir. Özgürlük ve demokrasi ilişkisi isabetli olsa da, bunlara yüklediği anlamlar, Yeniçağlardan beri oluşmuş kavrayışları ile karşılaştırılamaz. Ancak ikisi arasındaki ilişkinin sağlıklı olup olmadığı konusu üzerinde tartışma yapılabilir. Yapılacak tartışmalar demokrasi ve özgürlüğün anlaşılması ve gelişmesi bakımından da önemlidir.

Son onlu yıllarda, Batı da dahil, özgürlük kavramı üzerinde yapılan tartışmalar, özgürlüğün mahiyetini genişletip zenginleştirir gibi gözükse de, kanaatimce, farkına varılması oldukça dikkat isteyen bir yozlaşmayı da içinde barındırmaktadır. O da, özgürlüğün tek öznesi olan insanın olgu ve varlığının anlam ve mahiyetinin ciddi bir şekilde daraltılması, giderek tek boyuta indirgenir hale getirilmesidir. Yani insanın sadece “cismiyle” doğaya ait ve doğal bir olay boyutunda kavranması ya da kabullenilmesidir. Özgürlük de kaçınılmaz olarak, biyolojik devinimli bir doğal olaya dönüşmektedir. İnsanın yeryüzünün “halifesi” olarak kavranılması anlayışı, işte bu biyolojik olaya mahkum edilmektedir: Yeme-içme, giyim-kuşam ve cinsel dürtü. Ve barınak.

Kısaca “belhum adal”!