Avrupa Saadet teşkilatlarının, Avrupa’nın hemen her bölgesinde milletvekilleriyle gerçekleştirdiği; “eğitim programları” başlığı altında yürütülen sessiz ve derinden çalışmalarına yakından şahit oldum. Gösterişten uzak, reklamdan beslenmeyen; ama ilke, bilinç ve dava şuuru üzerine inşa edilen bu programlar, bana bir gerçeği bir kez daha hatırlattı:
Bazı mücadeleler yüksek sesle değil, derin bir inançla yürütülür.

Bu çerçevede, Saadet Partisi İstanbul Milletvekilimiz Mustafa Kaya ile birlikte Stuttgart ve Münih’te düzenlenen programlara katıldık. Orada gördüğüm tablo; meydanları dolduran gürültülü siyasetin değil, sabırla, emekle ve istikrarla sürdürülen bir mücadelenin izlerini taşıyordu. Kimse bağırmıyordu ama herkes neyi savunduğunu biliyordu. Kimse vitrine oynamıyordu ama yapılan iş, derin bir iz bırakıyordu.

İşte tam bu noktada zihnimde tek bir benzetme belirdi:

Bir mum misalidir insan…

Sessiz sessiz içine yanarken, hiçbir şey yokmuş gibi etrafına ışık saçar.

Bugün bu ülkede tam da böyle insanlar var.

Bağırmıyorlar.

Manşetlere çıkmıyorlar.

Kendilerini pazarlamıyor, alkış peşinde koşmuyorlar.

Ama yanıyorlar…

İçten içe yanıyorlar.

Bu mum misali insanların siyasetteki adı bellidir: Saadet Partisi.

Saadet Partisi, sadece bir siyasi parti değildir. O, bu toprakların hafızasıdır. Milli Görüş’ün yaşayan vicdanıdır. Hesapla değil, inançla yürüyen bir çizginin bugüne taşınmış adıdır. Gücün yanında durmayı değil, hakkın yanında kalmayı seçmiş bir geleneğin temsilcisidir.

Saadet Partisi çoğu zaman görünmezdir. Çünkü sesi yüksek değil, sözü ağırdır. Çünkü slogan değil, ilke üretir. Çünkü günü kurtarmaya değil, yarını inşa etmeye çalışır. Bugün siyasette sıkça gördüğümüz ani dönüşler, keskin savrulmalar ve çıkar hesapları, bu çizginin neden kalabalıklaşmadığını ama neden hâlâ ayakta olduğunu da açıklar.

Bu ülkede siyaset uzun süredir gürültüyle karıştırılıyor. Kim daha çok bağırıyorsa haklı sanılıyor. Kim daha sert konuşuyorsa güçlü zannediliyor. Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor: Asıl dönüştürenler, sessizce yananlardır.

Bir mum gibi…

Bakın etrafımıza: Adalet denildiğinde susanlar çoğalıyor.

Yolsuzluk konuşulurken kulaklar tıkanıyor.

Kul hakkı hatırlatıldığında rahatsızlık başlıyor.

İşte tam da bu noktada Saadet Partisi’nin varlığı anlam kazanıyor. Çünkü bu parti, rahatsızlık pahasına konuşmayı; yalnızlık pahasına doğru yerde durmayı göze alıyor. Bedeli ne olursa olsun, yanlışın karşısında duruyor. Bazen yalnız kalarak, bazen alay edilerek, bazen de bilinçli biçimde görmezden gelinerek…

Bu bir tercih değil, bir bedeldir.

Ve o bedel, sessizce ödenmektedir.

Bugün Saadet Partisi’ne “neden daha sert değilsiniz?” diye soranlar var. Oysa mesele sertlik değil; samimiyet meselesidir. Mesele bağırmak değil; yanmaktır. Kendini ortaya koyma pahasına etrafına ışık tutabilmektir. Milli Görüş’ün siyaset anlayışı tam da budur: İnsanı merkeze alan, adaleti ölçü alan, gücü ahlakla sınırlayan bir duruş.

Çünkü mum bağırmaz.

Mum hakaret etmez.

Mum tehdit savurmaz.

Ama karanlığı deler.

Saadet Partisi’nin siyaseti, karanlığa alışmış gözleri rahatsız eden bir ışıktır. Gözü kamaştırmaz belki ama yön gösterir. Gürültü çıkarmaz ama iz bırakır. Bugün herkes kazanmanın hesabını yaparken, Saadet Partisi hâlâ doğru kalmanın hesabındadır. Herkes iktidara yakın durmanın yollarını ararken, o iktidarı doğruya yaklaştırmanın derdindedir.

Bu yüzden yorulur.

Bu yüzden yıpranır.

Ama bu yüzden ışık saçar.

Bir mum misali…

Ve şimdi asıl soru şudur:

Ne zaman halk olarak; ırkçı emperyalizmden önce bu memleketin sessizce yanan mumunu fark edeceğiz?

Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi’ni ve bu davanın sessiz neferleri olan Saadet erlerini ne zaman anlayacağız?