Alim Kahraman ile tanışmamız 1975-76 yılları arasında mektup ile oldu. Erzurum da Üniversite de ağabeyi Mehmet Kahraman ile aynı sınıfta okuduk ve aynı odada kaldık. Mehmet ODTÜ de bir yıl okumuş, sonra sınava girerek Erzurum a Edebiyat Fakültesi ne gelmişti. Mehmet ile çok sıkı bir dostluğumuz oldu. Ortak yanlarımız çoktu. İkimiz de yetimdik, ikimizin de maddi sorunu vardı. İmam Hatipliydik. Annelerimiz bize bakıyordu, onların da bir geliri yoktu. İkimiz aynı tabildot kabından yemek yedik, birlikte çalıştık, düşündük. Tok ve davudi sesli, parlak yüzlüydü. Birlikte okula gittik geldik. Aynı havayı soluduk, aynı atmosferde yaşadık. Yıl sonunda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ne yatay geçiş ile geldi. İstanbul da, Eminönü nde, hemen iskelenin başında, denize bakan bir binanın üst katında, bir manifatura toptancısının yanında çalıştı, okulunu öyle bitirdi. Âlim ile İstanbul da ev tuttular, annelerini yanlarına getirdiler. Mehmet İstanbul a gelince bir süre yalnızlık yaşadım. Onunla kitap okur, konuşur, sohbet ederdik. Âlim ile o tarihten itibaren yazışmaya başladık. Yazları İstanbul a geldiğimde sık görüştük. Artık Mehmet devreden çıkmış, koşullar onu iş hayatına yönlendirmişti. Evlendi, ayrı bir ev açtı. Eskisi gibi sıkı okuyamıyordu. Üniversiteyi bitirdi. İzmir e yerleşti, orada iş kurdu. İzmir e gidişi bizim için tam bir ayrılıktı. Yıllar sonra öyküler yazdı. Yedi İklim de yayımlandı çoğu. Bu sırada yeniden görüşmeye başladık. Elimizde bir iki öyküsü kaldı.

Bir gün Âlim aradı, ağlamaklı bir ses ile "ağabeyimi kaybettik" deyince üzerime soğuk sular boşaldı. "Siz birbirinize çok yakındınız, çok iyi bir hukukunuz vardı." demeyi eklemeyi unutmadı. Öyle idik. Kendimi tutamadım. Şimdi de zaman zaman hatırıma gelince aynı duyguyu yaşarım. "Edebiyat Okumaları" programımda Âlim i konuk ettiğimde benzer duyguyu gene yaşadım. Benim için zor bir andı. Çünkü hakiki dostluklar kardeşlik kadar önemlidir. İnsan ruh ve duygu dünyasını buluşturunca bu dostlukların güzelliğine doyum olmuyor.

Bir araya geldiğimizde Âlim ile edebiyat, sanat ve düşünce konuşmalarımızda o kenarda kalıyordu. Âlim ile yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Üsküdar, Koşuyolu, Zeynep Kâmil hayat dairesinde sık bir araya geliyorduk. Âlim ile ikimiz sıkı bir disiplin ve azm içinde çalışmalarımızı sürdürüyorduk. İyi bir ikiliydik. Bu birliktelik bana çok şey katmıştır. Edebiyat ortamı böyle birliklere her zaman için muhtaçtır.

Âlim başlangıçta şiir ve öyküler yazdı. Milli Kültür dergisinde şiirleri yayımlanıyordu. Biz tanışınca ortak ruh buluşmamız, aynı kültür ve düşünce dairesinde duruşumuz bize çok şey katıyordu. Âlim İstanbul Üniversitesi nde okuduğundan, metinler üzerinde kritik ve eleştiri yapma disiplinine sahipti. Ben ise daha çok öykü ve şiir yazmaya yoğunlaştığımdan bu disiplinin biraz uzağındaydım. Benim şiir ve öykülerim birikiyordu. Eleştiri ve inceleme yazılarım daha sonradır.

Sıkı bir şekilde Mavera, Edebiyat ve Diriliş dergilerini, bu dergilerin yayınlarını okuyorduk. Âlim o sırada yeni çıkmış olan Rasim Özdenören in Gül Yetiştiren Adam romanı üzerine geniş, kapsamlı ve iyi bir çalışma yaptı. Bu yazıyı birlikte Yeni Devir gazetesine, Şakir Kurtulmuş a götürdük. Şakir ile bizin tanışmam daha önceye dayanıyor. Yeni Devir Kültür ve Sanat sayfasında benim şiirlerim, müstearla yazılarım yayımlanıyordu. Şakir, Âlimin yazısının sayfalarını çabuk çabuk çevirdi, göz attı, "Bunu Mavera dergisine gönderelim" dedi. Gönderdik ve yayımlandı. Yıl 1980. Hemen bu yazının ardından biri şiir, biri öykü dosyası ile Ankara ya Mavera dergisine gittim. Zarifoğlu nun Yaşamak kitabı yeni çıkmıştı. Birini bana, diğerini Âlim e imzaladı. Artık ikimiz de Mavera da birlikte ürünlerimizi yayımlıyorduk. Âlim de öykü ve şiir gönderirdi, fakat Zarifoğlu onu eleştiri ve deneme yazılarına yönlendirdi. Beni de öyküye. Biz buna sadık kaldık. Bu ikimiz için de iyi oldu.

Cahit Zarifoğlu ile yazışıyorduk ikimiz de.

Mavera İstanbul a taşınınca derginin editöryal sorumluluğunu Âlim üstlendi, biz de ona yardımcı olduk. Cahit Zarifoğlu da İstanbul a taşındı. Zarifoğlu, geçmişte düşündüğü gibi artık dergiyle doğrudan ilgilenmiyordu, bizlere bırakmıştı. Akabe yayınları arasında Bir duyarlığın Çağdaş Biçimleri yayımlandı. Bu önemli bir çıkıştı.

Mavera dan ayrıldık, birlikte Yedi İklim dergisini çıkarmaya başladık. Âlim, Osman Bayraktar, Mustafa Çelik, Hasan Aycın ve ben. Bize diğer arkadaşlar da katıldı. İlhan Kutluer, Ali Göçer, Recep Yumuk, İbrahim Usul. Recep İle İbrahim yazı yazmasalar da dergiye önemli katkıları vardı. Cahit Zarifoğlu: "Çocuklar siz dergiyi çıkarın beş altı sayı sonra ben de size katılırım" demiş, fakat birinci sayımız çıkar çıkmaz ikinci sayıya hemen katılmıştı. Denemeler, yazılar, kitaplar art arda çıkmaya başladı. Okumaya Giriş kitabı yayımlandığında bizde büyük bir sevinç oluştu. Eleştiri adına çok önemli bir eserler çıktı. Yedi İklim yayınları arasında Toprağa İşleyen Kalem çıktı. Düşünce geleneğimizde eleştiriye ağırlık veren ve sadece ona yoğunlaşan tek yazardı. Daha sonra eleştiri yazıları yazılmaya başlandı.

Âlim, daha sonra öyküler yazdı. Özgün bir dil yakaladı. İroniyi ustaca kullandı, bunları Kayıp Hikâyeci kitabında topladı. Bu tarzda öyküler biz de pek azdır. Giderek kültür ve düşünceye ağırlık verdi. Doktora yaptı,  Sakarya Üniversitesi nde görev yaptı, İSAM da çalışıyor hâlâ. Çok sayıda makale yayımladı. Öykü ve eleştirisi üzerinde düşündü, konuyla ilgili önemli makaleler yayımladı.

Şinasi, Yahya Kemal, Üsküdar Zaman Aynasında Türk Edebiyatında Üsküdar, Edebiyatın Belleğinde Yaşayan Beykoz, Edebiyatın Saklı Dili, Edebiyatın İç Yapısı gibi önemli eserlere imza atı.

Çeşitli enstitü ve kurumlarda dersler verdi, veriyor.