Altunizade de DSİ nin, öğrenci yurdu olarak da kullanılan bir birimi var. Kapısı ve çevre duvarının birisi doğuya, Aksoy Sokağı na bakar. Bu sokak Sırma Perde Sokağı na dik inerek keser. DSİ, sanıyorum Çevre-Orman Bakanlığı na bağlandı. Sözkonusu DSİ biriminin Aksoy Sokağı na bakan cephe duvarının üzerinde iki pano vardır. Geçen yıllarda uzun süre panoda kalan afişin yerini, bir kaç gün önce farkettiğim yeni bir afiş almış. Umarım bu afiş de yeni bir seçime kadar pano, ya da ilân tahtasında kalmaz. Önceki afiş rüzgarla orasından burasından yırtılmış, yağmur ve güneşin yıpratmasıyla renkleri uçmuştu. Eskimişlik, dökülmüşlük, pejmürdelik görünüşüyle uzun süre görüntü kirliliği örneği olarak öylece kaldı.

Şimdiki afişte başbakan ağaç dikerken resmediliyor. Kuşkusuz fotoğrafçılık teknik bir konudur, ama sanatın işe karışmasıyla teknik yönü de sanatın oluşturulmasında sadece bir kullanılan malzeme özelliğine dönüşmüştür. Dolayısıyla başbakanın ağaç diken resmi, en azından estetik bir duyarlığı yansıtma durumundadır. Fotoğrafçılığın teknik yönünü değerlendirmede bir şey söyleyemem. Ancak genel bir sanat duyarlığı açısından estetik yönünü irdeleyebilirim ve bu bakımdan afişteki görüntü biraz "banal" kaçmış. Sözgelimi başbakanın kürek tutuşu gözboyamaya yönelik propaganda yapma özelliğini pervasız bir hoyratlıkla (yoksa gerçekçilikle mi demeliydim) ortaya koyuveriyor. Resme bakan biri, psikolojik olarak duygu açılımı yerine, savunma refleksini harekete geçirir bu durumda. Çünkü başbakan, elinde kürek, önünde fidan olmasına rağmen bunlarla herhangi bir ruhsal ilişkide olduğu izlenimi vermiyor. Aksine, mesela bir süpermarket mağazası açmış olsaydı mutlaka kurdele kesecek makas ya da mağazanın reyonları arasında dolaşırken bir temizlik fırçası, pasta kesmek üzere bir bıçak alabilirdi. Böyle bir durumda ondan bir duygu kıpırtısı beklenmezdi. Kameraya bakmaz gibi bakar poz vermesi yeterli olurdu. Oysa sözkonusu afişte, hiç habersizmiş havalarında ama tutkuyla objektife baktığı hemen anlaşılıyor.

Onun için, umarım bu afiş uzun süre DSİ panolarında asılı kalmaz. Birkaç gün öncesine kadar panoda ne var ne yok habersizdim, ama şimdi orada bu afişin olduğunu biliyorum ve oradan her girişimde bakmamak için kendimle cebelleşmem gerekiyor. Üstelik eve ve işyerine geliş ve gidiş güzergâhım da burası.

Buraya kadarki resmin teknik-sanat yönüyle ilişkiliydi. Bu yön oradan gelip geçenleri bir dereceye kadar ilgilendirebilirdi ve nihayet bu ilgi her bireyin öznel dünyasında sınırlı kalırdı.

Fakat afişin bir başka yönü daha vardır. Bu derin ve vahim bir eğilimi, hatta olguyu işaret etmektedir.

En az iki yılı aşkın bir süre içinde, 2002 seçimleriyle birlikte Türkiye nin oligarşi güdümlü, plutokrasi (varsıllar yönetimi) destekli, sinik (kynik), yani pişkin perdahlı bir totaliterliğe özendire özendire sürüklendiğine, bu sütunda çeşitli yazılarla dikkat çekmeye çalıştım. Son zamanlarda ürkek, utangaç, işkilli, biraz da şaşkın bazı gazete köşe yazılarında bu doğrultuda görüşlerin dile getirilmeye başlandığını gözlemliyorum. Görebildiğim kadarıyla totaliterliğe sürükleniş serüveninin nasıl bir tehlikeye dönüşebileceği kuşkusunu Akşam gazetesinde geçen haftaki bazı yazılarında SerdarTurgut dile getirmeye çabaladı. Çabaladı, diyorum, çünkü olgular, olaylar, gelişmeler, iç ve dış siyasi, iktisadî düzenekler adım adım bu sürüklenişin giderek geri dönülmez noktaya gelinmekte ya da bilmiyoruz gelindiğini gösteriyor. Ama Serdar Turgut siyaset bilimi verileriyle olayların ilişkisinin ne denli örtüştüğünü doğru tesbit ederken, adeta bilinç altında "olmaması gerekir" tarzı temennisini, bir yerden sonra öne iteleyiveriyor. İhtiyatlılık mı, içinde bulunduğu şartların ve elbette genel yayın yönetmeni olmanın kaçınılmaz olarak getirdiği mecburiyet mi Bilemiyoruz.Konuya dikkat çekerek yukarıda değindiğim afişi şimdi bir başka açıdan irdeleyebiliriz.

Çevre ve Orman Bakanlığı, giderek azalan ve çok yönlü sorunların ilişkili olduğu ormanların korunması, hatta genişletilmesi için bu ve benzer türden özendirici çalışmalar yapabilir. Yapmalıdır da. 2B olarak bilinen Orman vasfını yitirmiş alanların imara açılması gibi tamamiyle "imar rantı"yla bağlantılı bir konuda etkisiz kalmış olmasına rağmen! 2B konusunda başbakanın yanlış görüşünün ötesinde taassup derecesinde inat ve hırs içinde olduğunu biliyorum. Böyleyken başbakanı ağaç dikerken resmeden bir afiş ancak "ironi" olarak nitelendirilebilir.

İkinci olarak, eğer bir ağaç diken insan resmi konulması şart bulunmuş ise, hükûmet etmenin nezaketi gereği bu Çevre Bakanı olabilirdi. Bana göre yaşını almış veya yeni ayaklanmış bir bebek bile resmedilebilirdi. Daha anlamlı ve vurgulayıcı olacağı açıktır bunun. Ama mesele sadece bir afiş değildir, öyle değerlendirilmesi de yanlış olacaktır. Bakan değil başbakan, bakanlık, kurum, hükûmet, devlet değil kişi (!) Toplumsal bilinç altında mağma gibi yatan kişi ve güce, makam ve riyasete zebunkeş olma kompleksini dürtüklemedir bu. Totaliterlik, yani diktatörlük, zorbalık bu türden bilinç altını, içgüdüyü, duyguyu kışkırtarak sultasını kurar ve kıvancını tamamlar. Goebels ler fırsat kollamaya başlamışlarsa Hitler i bulup hazırlamak öyle pek zor olmamalıdır.