Akıl alır gibi değil.
20-30 yıl Erbakan Hocamızın rahlei tedrisinden yetiş.
Dünya siyasetinin nasıl deveran ettiğini bir İslam liderinden öğren.
Milli Görüş prensiplerini en ince detaylarına kadar öğren, hazmet.
Sonra da kalk üç kuruşluk dünya nimeti için, her şeyi inkâr ederek, İsrail’in önünü aç, Büyük Ortadoğu Projesi diye bir yıkım, yakım, katliam ve sömürü projesini yürütme sorumluluğunu kabul et, sonra da Ilımlı İslam gibi Mümin’in imanını güme götürebilecek olan, Haçlı ve Siyonist’in emelleri önündeki imani direnişi yık.
Bu olur şey değil.
Biz Milli Görüşçüler bunu tahmin ediyorduk. Hatta İbrik Otu adıyla yıllar önce Milli Gazete’de yazdığımız yazımızda biz de üç aşağı beş yukarı bu garabete dikkat çekmiş idik. (Bakınız: http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Ibrik_otu/12235#.VKa9iSusU0c )
Ama kendi adamları da artık itiraf ediyorlar ki, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ve Abdullah Gül bu zokayı yutup kandırılmışlar. Hoş kandırılmışlar diyoruz, çünkü bile bile bu kadar ağır bir mesuliyetin altına girmeye gönüllü oldukları ihtimalini kendilerine yakıştıramadığımızdan öyle diyoruz.
Bu aldatılışın sonundaki İslam dünyasında meydana getirilen katliam ve yıkımları yazacak değiliz. Bunları herkes biliyor. Ama İslam Birliği’nin geçmişine ve geleceğine bu aldanışla vurulan darbe ile gelecekte de meydana gelebilecek, telafisi zor zararları Erbakan Hocamızla olan bir hatıramız ile tekrar anmak istiyoruz.
2004 yılındayız. Saadet Partisi Genel İdare Kurulu toplantısındayız. Genel Başkanımız Recai Kutan, ama toplantıyı yasaklı olan Erbakan Hocamız yönetiyor. Gündemdeki konular müzakere ediliyor. Sıra geldi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cidde Ekonomik Forumunda yaptığı konuşmaya. Bütün İslam ülkelerinden gelen kral, cumhurbaşkanı, başbakan veya benzeri seviyedeki yöneticiler toplanmıştı.
O zamanın yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan neler söylemişti Çok şey. Ama konuşma bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın konuşmasından ziyade, adeta Amerika ve Avrupa’nın dikte ettirdiği bir konuşma gibiydi. Bu konuşmanın ana fikri de her sahada, küresel ve evrensel kaidelere uyulması gerekliliği üzerine kurgulanmıştı. Din eksenli birlikteliklerin artık küresel dünyada geçerli olamayacağı, paranın dininin ve milliyetinin olamayacağı vurgulanıyor ve en önemli cümle ifade ediliyordu:
“Bugünkü küresel dünya şartlarında, İslam Ortak Pazarı gibi düşünceler asla geçerli değildir, gerçekçi değildir ve mümkün değildir!”
İşte Erbakan Hocamızın yönetiminde yapılan müzakerelerde söz bu cümlenin tahliline gelmişti. Erbakan Hocamız konuşmaya başlamıştı. Üzgün olduğu her halinden belliydi…
Başbakan Erdoğan’ın söylediği bu söz, Erbakan Hocamız ve Milli Görüş’ün bir ömür harcayarak yeşerttiği İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Kültür Birliği, İslam Ortak Para Birimi ve İslam Ortak Savunma Birliği fikirlerine bir dinamit koymak demekti. Bu söz İslam Birliği’nin çekirdek kuruluşu olan ve 1997’de Erbakan Hocamızın Başbakanlığı döneminde bin bir emekle kurulmuş bulunan D-8’in fonksiyonunun bitirilmesi demekti. Bu söz, Milli Görüş’ün 35 yıldır altyapısını hazırladığı Yeni Bir Dünya, düzeninin alt üst edilmesi demekti. Haçlı ve Siyonistlerin ekmeğine yağ sürmek demekti. Bu konuşmayı yapabilmek, çoluk çocuğun bile yapacağı bir sorumsuzluk olamazdı. Bu sözler, verilen bütün emeklerin sıfıra indirilmesi demekti.
Hocam konuştukça kızarıyor, bozarıyordu. İçinde fırtınaların estiği anlaşılıyordu. Onu böyle sinirli görmeye alışık olmayan bizler üzülelim mi, ağlayalım mı, hayret mi edelim, kararsızlığında iken sinirlilik hali birden zirveye çıktı, kontrolü kaybetti ve yumruğunu sıkarak havaya kaldırdığı sırada:
-Suratına bir tokat vuracaksın!..
Sözü ağzından dökülüverdi. Yumruk havada olduğu halde durakladı. Biz hayretten donakalmıştık. Onu bu halde görenimiz yoktu. Biz hep güler yüzlü, nazik, şefkatli, babacan bir lider tanıyorduk. Bu hali, Müslümanların istikbaline yine Müslüman birileri ile üstelik Milli Görüş ekolünü bilen bir birileri ile vurulan darbenin ağırlığı ile kontrolün bir an için kaybolması şeklinde idi.
Bekledi, kıpkırmızı olan yüzü yavaş yavaş normale dönmeye başladı. Nezaket ve davranışının kontrolünü tekrar sağlamış gibiydi. Bu sefer yumruğunu gevşetip elini masaya indirirken bizim şaşkınlığımıza bakarak gülmeye başladı.
Biz de sesli sesli güldük. Ama bu gülme normal bir gülme değil, sinir boşalması bir gülme şeklinde idi.
Müzakereler kaldığı yerden devam etti.
Bu ve benzeri Erbakan Hocamızı anlatan yüzlerce hatırayı, 2 yıllık bir emekle ve yüzlerce kişiyi saatlerce dinleyerek ortaya çıkardık. Manevi karşılığı olan bu neviden hatıraların anlatıldığı ALLAH DOSTU ERBAKAN adlı kitabımız çıkmak üzere.
Asıl konuya dönersek, bir İslam Ülkesi olan Türkiye’de, bir iktidarın Siyonist ve Haçlılarla, İslam Dünyasının yıkımı üzerine işbirliği yapabilmiş olması, bunu bildikleri halde çeşitli “İslamcı” yazarların ve “medya mensuplarının” bu iktidara sonsuz destek vermeleri, gelecek kuşaklar tarafından oluşturulacak “tarihi garabetler” listelerinin başında anılacağını görür gibi oluyoruz. Manevi vebali ise ayrı bir konu.
Bu, basiret bağlanmasından da öte, beyin uyuşması olarak tarihe geçecektir.
BEYİN UYUŞMASI
Acep Haçlı ve Siyonist’le,
Recep Bey’in uyuşması mı
Sağlıklı insan bunu yapmaz,
Acep beyin uyuşması mı