Belçika’nın “devlet ana”ları

Abone Ol

Her zaman Belçika’daki arkadaşlarımı, fedakârlığın zirvesi olarak iyilik üzere buldum. Bu sefer de öyle oldu. Yaklaşık 25 yıl önce gittiğimde daha kısıtlı imkânlarla nasıl koşturduklarına tanık oldum. Beringen’den Sema, Türkan ve Zeynep Teyzenin makinalarına iki büklüm eğilmiş sabahlara kadar kermes için dikiş diktiklerine tanık oldum.

15 yıl önce gittiğimde Zeynep Teyze ağır hasta idi fakat hasta yatağında da boş durmuyor, kermese kaşkollar örüyordu. Sonraki gidişimde ise Zeynep Teyze, Hayme Hatun gibi bayrağı kardeşlerine teslim etmiş öteye yolculuğa çıkmıştı. Sind Amands’tan Hanife,15 yıl önce hasta çocuklarını yazmıştım, çok nadir görülen genetik rahatsızlık sonucu dört erkek evladının hastalığı, üçünün vefatı, onların cenazelerini ana vatana taşıyışları kalbini çok yormuş olmalı ki, bu “gaziana” da vefat etmişti. Bu ziyaretim, konferans sonrası eski dostlarla buluşma, hasbihal halinde geçti, bizleri buluşturan bölge başkanı Ayşe Daldal’a müteşekkirim.

En sevindiğim husus, bütün şubelerde İslami İlimler Kursu açmışlar adeta bir okul hatta üniversite gibi ağır dersler ve sınavlar, karneler, beş yıl devam edenler bile bulunmakta. Verviers de, S.Amands’ta, Farchien de, Genk’te, Hoboken’de, Stroombeek’de, Anvers’de, Houtalen’ deki kardeşlerimle buluşmamızda İslami İlim talebelerinin kalitesi, toplantıya kattıkları yüksek seviye çok belli olmaktaydı. Böylece Belçika’da yüksek tahsilli, aydın, bilgili, şuurlu bir önder kadın sınıfı oluşmuş. Zaten İbni Sina Enstitüsü ile Belçika, bir güneş gibi uzun yıllardır oradan mezun olan çocuklarla aydınlanmakta idi. İmam Hatip Liseleri de yer yer açıldığından genç kızlar ve aileleri bir ilim deryası içerisine girmişler.

İslami İlimler Genk şubesi müdürü Fatma Şahin’in kızı Türkiye’de İlahiyat okumuş, İslami ilimlerde ders vermekte, annesi müdire hanım Fatma da, kızının öğrencisi. Fatma çok yönlü bir insan, masaj kursuna gitmiş, evinde SPA salonu açmış, kadın hastalarına masaj yapmakta. Dahası kozmetiğin yan etkilerinden korunmak için birkaç arkadaşı ile birlikte doğal ürünler üretme işine yönelmişler.

Bu doğal ürünler işine baş koyanlardan biri de Hoboken başkanı Emine. Bir kimyager ve ekiple birlikte tamamen bitkisel ve masum şampuan, yüz maskesi, kremler, bulaşık deterjanları üretmekteler. Senelerce Yahudi ürünlerini pazarlayıp satan Müslüman kadınların Emine ve arkadaşlarının ürettikleri Naturelles markasını yalnız bırakmayıp tanıtımını yapacaklarına inanıyorum. Üç kız annesi Emine, onları endüstriyel yiyeceklerden de korumakta; peynirini, reçelini, yoğurdunu kendisi yapmakta. Arkadaşlarla evine misafir olduğumuzda, akşam çayımızın yanına tehlikeli bir tatlı yerine kendi yaptığı peyniri ve manda yoğurdu getirdi çok takdir ettim hatta Türkiye’ye dönerken Emine bir kavanoz verdi ülkeme getirdim ama hazin bir durumdu aynı zamanda zira çocukluğumuzda yediğimiz manda yoğurdu bir masal olmuştu. Mamutlar gibi sanki nesli tükenmişti mandaların ülkemizde.

Belçika’daki “bacıbey”lerden biri de Anvers’ten Sevda, Hukuk bitirip de ırkçı yaklaşımlarla yıllardır iş bulamayan Sevda, hanım kardeşlerinin eğitimcisi olarak bulmuş kendisini, saygın konumu ile coğrafyasının “beybacı”larından idi. Hangi birini anlatayım, Stroombeek’ten Aslı, Verviers’ten Nedime, Brüksel’den Tuğba, Havva, S. Amands’tan Aysel, Aynur, Anvers’ten Ayşe; bir derya gibi çevrelerini aydınlatmakta idiler. Gülnur ile Genk’ten görevli olduğu Brüksel’deki bölgeye dönerken, öğreniyorum ki, yol arkadaşım da Belçika okulunda din dersi öğretmenidir. Üç kızının en iyi eğitimi alması için Ezher mezunu eşi ile çırpınmaktadırlar. Kızlarını sanata da yönelten aile, bizimle birlikte okuluna gitmekte olan küçük kızının enstrüman çalması, birçok dilde müzik bilgisi yanında Karadeniz’in yerel dillerinden biri ile söylediği türküler, birbuçuk saatlik yolculuğumuzu daha da renklendirdi.

Hâsılı Belçika’da kaliteli önder bacılar, öncü kadınlar, lider hanımlar, bacı beyler, devlet analarla tanışmak beni ziyadesi ile sevindirdi. Hatta anaokulu öğretmeni Aynur’un naklettiği ile onca Belçikalı öğretmen arasında Flaman çocukların, Aynur’a sarılması da göstermekte ki; onlar bütün kültürlerin umut neslidirler.