Osmanlı bakiyesi âlimlerden Bekir Hâkî Yener Hoca, Dağıstan’ın Karabağ eyaleti Mercan köyünde 1882 tarihinde doğudu. Hocaefendi, doğum tarihiyle alakalı “Karabağ bölgesinde yaşayanlar umumiyetle yarı göçebedir. Kışı Aras vadisinde geçirir, yazları yaylaya çıkarlar. Doğumlarını günü gününe tespit etmek mümkün olmadığı için kim bilir kaç yıl sonra nüfusa kaydedilmişimdir” demektedir.

Bekir Hâkî Yener Hoca’nın babası Safioğullarından Molla Mehmet, annesi ise Medine Hanım’dır. İlk ilim tahsilini memleketinde Seyyid Abdülaziz Efendi’den almış, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Âilesiyle birlikte önce Van’a, daha sonra da Tokat ili Zile ilçesi Tevfikiye köyüne yerleşmiştir.

Zileli Bekir Hoca adıyla meşhur olan hocaefendi, Tokat müftüsü Hacı Osman Efendi’den icazet almış, İslâmî ilimleri tahsil ettikten sonra 1912 tarihinde bütün ilim meraklılarının rüyası olan Dersaadet’e, Dârülhilâfe’ye, İslâmbol’a, kısacası İstanbul’a gelmiş ve burada tahsilini ikmâl etmiştir.

İstanbul’un Fatih ilçesi Süleymaniye semtindeki Yoğurtçuoğlu Medresesi’ne yerleşmiş, Fatih Mücîz dersiamlarından Rizeli Muharrem Lütfi Efendi’den icazet almıştır.

Şeyhülislamlık Ders Vekâleti’nce yapılan imtihanı birincilikle bitirmiş, Üsküp Dârulmuallimîn Edebiyat-ı Farisiyye hocalığına tayin edilmiş ancak vazifeye başlamamıştır. Mekteb-i Kudât’tan mezun olarak kadı olma hakkı kazanmış, bir süre avukatlık yapmıştır.

Bekir Hâkî Yener Hoca, Dâru’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi, Dersiamlık ve İbtida-i Dâhil Medresesi ve Sahn-ı Semân Medresesi’nde müderrislik; Muhallefat-ı Umumiye Kassamlığı kâtipliği, Dâru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye kâtipliği, İstanbul Kadılığı kâtipliği, Mahmutpaşa Mahkemesi kâtipliği ve Cubukabad kâdılığı görevlerinde bulundu.

Bekir Hâkî Yener Hoca, 1936-1949 yılları arasında İstanbul Müftülüğü’nde müsevvid olarak görev yaptıktan sonra kendi isteğiyle emekli olmuştur. Daha sonra üç yıl süreyle Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde musannif olarak çalıştı. 1954’te tekrar memuriyete dönen Hocaefendi, altı yıl süreyle Eminönü Müftülüğü yaptıktan sonra Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmesi üzerine İstanbul Müftülüğü’ne atanmıştır (1960).

İstanbul valisi ile ezanın Türkçe okunması hususunda yaptığı tartışmadan dolayı 2 Haziran 1961’de görevinden ayrılarak İstanbul Müftülüğü raportörlüğüne getirilmiş, 1965 yılında İstanbul merkez vaizliğine, 6 Şubat 1966’da Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine tayin edilmiştir.

Emekli olduktan sonra Şehzadebaşı Camii’nde, Cumartesi günleri “el-Lü’lü’ ve’l-Mercan” dersi okuttu. Derslerine bir bütün olarak İslâm bilgisi şeklinde işlemeyi alışkanlık haline getiren hocaefendi, ihtisas sahası Hadis, Siyer ve Megâzi olmasına rağmen gerek alet ilimleri olan Arapça ve Farsçaya şiir yazacak kadar vukufiyeti, gerekse Şer’i ilimlerdeki yetkinliğiyle temayüz etmiş önemli bir İslâm/Ehl-i Sünnet âlimiydi.

Bekir Hâkî Yener Hoca, Dağıstan’tan Tokat/Zile’ye, oradan da İstanbul Fatih’e varan hayat çizgisinde istikameti şiar edinmiş, İslâm/Ehl-i Sünnet inancına sıkı sıkıya bağlı olarak bir ömür sürmüş; disiplini, eğitim hayatındaki başarısı ve deruhte ettiği memuriyetlerdeki tavırlı ve dürüst duruşuyla temayüz etmiş mühim bir şahsiyettir.

2 Mart 1975 tarihinde Fatih’te 93 yaşında vefat etmiş, Edirnekapı Mezarlığı’nda yine kendisi gibi önemli bir âlim olan Seyyid Şefik Arvasi Hoca’nın yanı başına defnedilmiştir.

Allah-u Teâlâ, Bekir Hâkî Yener Hocaefendi’ye rahmet eylesin. Makamı âli, mekânı cennet olsun.