Her zamankinden daha sevinçli taktı dolapları.

Menteşeleri kapaklara yerleştirirken vidaları ağzına aldı,

Sanki bir canlı varlıkmış gibi konuştu onlarla,

“Sabır, kaçmayın sağa sola,

Vuslata az kaldı”.

Mal sahibinin de dikkatini çekmişti,

Neye sabır, ne vuslatı, der gibi baktı.

“Anneme gidicem bayramda,

Tek başına kaldı babamın vefatından sonra.

Bu onun ilk yalnız bayramı,

O kadar heyecanlıyım ki çocuk gibi, günler geçmiyor,

Köyümü özledim, annem burnumda tütüyor.

Bu dolabı da takıp, marangozhanede birkaç işi daha halledip yarın erkenden yola çıkacağım.

Eşim ve çocuklar bendeki sevince şaşmaktalar.

Valizleri hazırladım,

Tavukları ev sahibine tembihledim, yemini suyunu verecek”.

Dolabın sahibi, adamın tavrına şaşıp tatsız tuzsuz geçecek bir bayram geçireceklerini düşünüp, marangozun bir çocuk gibi heyecanlı anneli bayram özlemi ile savruldu.

Hiç aklına gelmemişti annesi ile bayramda olmak.

Onun annesi de başka bir şehirde idi ama onunla bayram geçirmeyi nedense tercih etmiyordu.

Ya bir tatil yerindeydi ailesi ile.

Eğer giderse eşinin yön tespiti ile bayram yeri daima kayınvalidesinin yanı idi.

Fazla da durmadı marangozun sevinci üzerinde.

Ne ki anneli bayram, kalbini sızlatmadı değil.

Fakat televizyonda gördüğü bir haberde yüreği daha fazla burkuldu,

Gözyaşlarını bu kez tutamadı orta yaşlı adam.

Bayram babaydı.

Bir belediyenin etkinliğinde,

Toplantıya çağrılan personel, güvenlikle ilgili bilgilendirme beklerken,

Hazırlanan video da personelin çocukları, babalarına mesajlar göndermektedir.

Bir tanesi, “babam bizi bir yere götürür, istediğinizi alın, siz beni düşünmeyin” der.

Bütün mesajlar babaları duygusallaştırır, lakin çocuğun bu cümlesi diğer babaları da hüngür hüngür ağlatır.

O videoya bakarken, nasırlaşmış kalbinin yarılacakmış gibi acıdığını hissetti.

Bu benim babam diye bağırdı.

Hatırlıyordu, ortaokula başladığında, “benim oğlum lastik giymesin” demiş, deri pabuç almıştı.

Bir bayram alışverişinde, bütçelerine göre pahalı bir mağazadan kendisine palto, annesine ve kardeşlerine de kabanlar almışlardı,

Ailesi, babasına; “hani sana, asıl senin üstün başın dökülmekte” dediklerinde,

O da, “beni düşünmeyin, siz güzel giydikçe ben mutlu olmaktayım”, demekteydi,

Sadece o bayram değil, kol ağızları ezilmiş, yakası yırtılmış salaş palto ile daha kaç kış geçirmişti.

En sonunda almaya karar verdiğinde de, bitpazarından eski bir palto almıştı.

Burnunun direği sızlamış, gözleri kan çanağına dönmüştü.

Ve bu bayram o yaşlı anne babayı her zaman olduğu gibi yalnız bırakmışlardı.

Nasıl olsa diğer çocukları gider demişlerdi.

Kendilerinin anneli babalı bayram sevinçlerini rafa kaldırmışlardı.

Oysa ne kadar büyük gereksinim imiş, yeni anlamıştı.