Batı’da düzenlenen mitinglerde sürekli “barış çağrısı” yapılırken Doğu’da “kan gövdeyi götürmeye” devam ediyor! Bu nasıl “barış” talebidir ki; silahlar elden bir türlü bırakılmaz ve hiç susmaz!
Kim kimi kandırıyor?
Sürekli barikatlar kuracaksınız, hendekler kazacaksınız, yollara mayınlar döşeyeceksiniz!
Askeri araçlar geçerken bombalar patlatacaksınız!
Sonra da kalkıp, “Hükümetin barış çağrılarına kulak vermesi lazım” diyeceksiniz!
Bu nasıl barış çağrısıdır?
Gerçekten barış isteyen adam önce silah bırakır!
Elde silah bulunurken bir yandan da “barış çağrısı” diye mitingler düzenlenmesi “ikiyüzlülükten” başka bir şey olabilir mi?
Yaşanan sıkıntılardan sadece devleti “sorumlu” tutup kendilerinde hiç kusur aramayanların barış çağrılarını ciddiye almak mümkün değil ki!
Dillerinden “barış” sözcüğünü düşürmeyenlerin eylemlerine dikkat ediyor musunuz?
Eylemlerin barışla “uzaktan yakından alakası” yok!
Eylemleri “savaş kokuyor savaş”!
Belli bir zamana kadar “sahte barış çağrıları” pek çok kişi etkisi altına aldı!
Ve bu insanların gerçekten “barış arayışı” içinde olduğu sanıldı!
Ama gördük ki bunlar “sahte barış” çağrıları! Batıdaki insanların “gözünü boyamaya” yönelik çağrılar!
7 Haziran seçimlerinde bu tür çağrılara kulak verenlerin desteği ile başarılı bir sonuç aldılar!
Ne var ki bu başarının ardındaki sırrı anlayamadılar!
Hepten azıtınca Kasım seçimlerinde boylarının ölçüsünü gördüler!
Şimdi dillerinde yine “sahte barış” sözcüğü ortalıkta dolaşıp duruyorlar!
Silahlarını bırakmadıkları sürece bu çağrıları ciddiye alınması artık mümkün değil!
Önce silah bırakacaklar, sonra savaş politikalarını terk edecekler! Ancak o zaman barış çağrılarının bir anlamı olabilir!
Artık kendilerine “inanacak insan bulmakta” bir hayli zorlanacakları döneme girmiş bulunuyorlar!
Batı’da barış çağrıları, Doğu’da savaş politikaları tamamen iflas etmiş durumda!