Son dönemlerde siyasette eş başkanlar dönemi yaşanıyor.

Özellikle DEM Parti eş başkanlı bir sistemle yola devam ediyor.

DEM Parti, siyaseti eş başkanlı bir sistemle gayet güzel yürütüyor ama CHP aynı başarıyı gösteremiyor.

Fiilen iki başkanları olmasına rağmen bunlar biz eş başkanlarız demiyorlar, daha doğrusu diyemiyorlar.

Eş başkan olmayı kabul edemeyenler eşsiz başkan(!) olmak için birbirleri ile adeta yarışıyorlar.

Birinin elinde mahkeme kararı var.

Önceki kurultay mutlak butlan suçlaması ile yok sayılınca o günün genel başkanı “yeni kurultay yapılana kadar doğal olarak CHP’nin başkanı benim” diyor.

Mutlak butlan suçlaması ile açığa düşenler ise “sen atanmış bir kayyumsun, ben ise seçilmiş başkanım” diyor ve mahkeme kararı ile başkan olan ismi tanımadıklarını ilan ediyorlar.

Mahkeme kararlarını beğenmemeyi anlıyoruz. Mahkeme kararlarını eleştirmeyi de anlıyoruz. Mahkeme kararlarını benimsememeyi de kabul ediyoruz. Ama mahkeme kararlarına karşı fiziki direnmeyi anlayamıyoruz.

Mahkeme kararı doğru bir karar olabileceği gibi yanlış bir karar da olabilir.

Yanlış olması halinde yapılması gereken sokaklara dökülmek ya da meydanlarda toplanmak olmamalıdır.

Yine siyasi yollardan yanlış olduğu iddia edilen kararın düzeltilmesi için çalışılmalar yapılmalıdır.

Mahkeme kararlarına fiziken direnmenin yolu bir kez açılırsa hiç kimseyi tutmak mümkün olmayabilir.

Aleyhinde karar çıkanlar fiili direnişe geçer ve ülke genelinde anarşi alır başını gider.

Bu nedenle ana muhalefet partisi CHP çatısı altında yaşanan kavganın taraflarını aklıselime davet etmenin zaruri hale geldiğini görüyoruz.

Tamam eş başkanlı sistem işlerine gelmiyor olabilir.

Biz eş başkanlar olamayız diyebilirler.

Eşsiz başkanlar(!) olarak hiç olmazsa dillerine hâkim olabilseler.

Bugün dillerine hâkim olamayanlar yarın ellerine de hâkim olamazlarsa ne hale gelirler? Hiç düşünüyorlar mı acaba?