DİYANET İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez gittiği şehirlerde Diyanet personelleri imam, müezzin ve Kur’an Kursu öğreticilerine yönelik konuşmalar yapmaktadır. Görmez “görev bilinci, önderlik, feragat, digergamlık ve sevda yüklü” konuşmalara yer vermektedir. Yüksek birikim ve münevver/entellektüel kalp ve zihin yapısına sahip birinin dilinden dökülen; derinlikli cümleler muhatapları tarafından yorumlanmakta, belli ki zorlanılmaktadır ki başkan Görmez konuşmasını şöyle tamamlıyor: “Bazı personelimizden şöyle sözler duyuyoruz; başkan oturduğu yerden hayal görüyor. Evet, ben hayal kuracağım sizler gerçekleştireceksiniz.”   

Hayal kurmakla hayalci olmak arasında ciddi fark vardır. Öncelikle hayal bir projedir. Hedeflediği dünyayı düşünce planında inşa etmektir. Ete kemiğe büründürmektir. Dokunamadığı şeylere dokunmak, elde edemediği şeyleri elde etmektir. Ümit verecek bir geleceğin altyapısını oluşturmak ve peşinden koşmaktır; hayal kurmak. Genç, hayali olan kimsedir; hayali olan kimse gençtir. Fiziki yapıyla pek ilgisi yoktur genç olmanın ve genç kalmanın. Nice fiziği genç olan insanlar vardır ki geleceğe dair hiç bir sözü yoktur. Ve nice fiziği yaşlı, görünürde mezara bir adımı kalmış kimseler ki; çağa söyleyecek sözleri/planları vardır. İşte hayal gençlerin işidir.

Hayalci olmak düşünsel ve kalbi altyapıyı hazırlamadan, herhangi bir efor ortaya koymadan bir şeyleri düşlemektir. Atasözü ifadesiyle, “Laf ile peynir gemisini yürütmektir.” Düşünde eylem planı olmayan ve bunu ter ile yoğurma derdinde olmayan her kimse hayalcidir. 

Doğru, Sayın Görmez hayal kuruyor olabilir ama onun hayalini gerçekleştirecek aşk ehline ihtiyaç var. Aşk merkezlerine ihtiyaç var. Âşık olacaklara ihtiyaç var. Hepsinden önemli âşık yapacaklara ihtiyaç var. Sayın Görmez’le birlikte Diyanet’in çizdiği vizyon ve üstlendiği misyon umarım meyvelerini verir. Bekleyenlerin beklentilerini karşılar. Ama şu bir gerçek ki hayalin, hayalciliğe karışmaması ve dönüşmemesi için altyapıya, en önemlisi insana ihtiyaç vardır. Nitelikli kadro elzemdir.   

Cami ve mescitlerin islamın kendilerine yüklediği misyonu yerine getirebilmeleri ve yeniden köyün/kasabanın/ilçenin ve kentin çekim merkezi olabilmeleri için yeterli sayıda personelinin olması kaçınılmazdır. Günahın her geçen gün cazibesini ve saldırısını artırdığı bir zaman diliminde camilere ve görevlilerine daha çok görev düşmektedir.      

Bu noktada siyasi iradenin verdiği sözler arasında yer alan ve hali hazırda kamu hizmetini yürüten ve bu yönüyle kamu personeli kapsamında bulunan vekil imam ve fahri Kur’an kursu öğreticilerinin kadroya alınması için Diyanet İşleri Başkanlığı gerekli çalışmayı yapmalıdır. Vekil olarak görev yapanlar, görev yaptıkları zaman dilimi boyunca, cami ve cemaate uyum sağlamış ve bir nevide hizmet içi eğitimlerini almış durumdadırlar. Yani başkanın kurduğu hayali gerçekleştirmeye aday konumundadırlar. 

Sendikaların talep ettiği vekillerin kadroya alınmasına yeterli ve gerekli destek verilmelidir. Tarihe karşı sorumluluğun bir an önce zaman kaybetmeden yerine getirilmesi öncelikle bu camianın, sonra da diğer erdemli insanların görevidir.

Selam ve dua ile...