Bir gün hazreti Ebu Bekir (R.a.) ayağa kalktı, Allah’a hamdü senalar yaptı ve ardından:

“Ey insanlar, size gereken kendinizi (ve toplumunuzu) düzeltmektir. Siz, doğru yolda ol-duğunuz zaman, sapıtanlar size zarar veremez.” ayetini okuyorsunuz fakat manasını yanlış anlıyorsunuz” Ben bir gün peygamber Efendimizin (a.s.v.) yanında idim. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu. “İnsanlar, zalimi görür ve o zalimin ellerinden yakalayıp kötülükten alıkoymuyorsa, çok yakında Allah azabını onlara genelleştirir, umumileştirir” diyor. ( Ebu Davud, Sünen, K. Melahım, bab el-ermu vennehyü 17, Müsnedi Ahmed h. Hanbel, 112,5.Tirmizi, Sünen, K. Fiten,8)

Bu ayet-i kerimeden önce, biz bir önceki ayeti okuyoruz:

“Onlara: “Allah’ın indirdiklerine ve peygambere geliniz” dendiğinde, “Bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey yeter” derler. Ya ataları bir şey bilmiyor ve doğru yolda gitmiyorlarsa?” (Maide süresi ayet 5/104)

Bütün insanlığı zalim Roma kriterlerinden, Çin kriterlerinin işkencelerinden, Pers kriterlerinin perişanlığından bütün insanları, hayvanları, otları, taşları, kuşları, denizleri, yıldızları… Yaratanın indirdiği ve peygamberinin açıkladığı ve örnek olarak yaptığı kriterlere uymaya çağırmışlar.

Biz de bu gün devlet çetesi kurarak ülkeleri soyan, direnenleri öldüren, yedi milyarın hakkını yedi milyon zenginin önüne seren, fakirlerinin önüne attığı kemiklerle birbirine kapıştıran bu günün ifadesiyle “Üst akıl” Kur’an’ın ifadesiyle “Hayvanlardan daha şaşkın” (En’am süresi ayet 7/179) yaratıkları, önce bizi de onları da yaratan Allah celle celalühün kriterlerine çağırmamız gerekir.

Yoksa bulaşıcı hastalığın yaygınlaştığı bölgede evinizin kapılarını kapatarak korunmanız mümkün değildir.

Müslümanın yanlışlara müdahale etmesi gerektiğini, zalime karşı direnmesi gerektiğini anlıyoruz.

Bir kere uzlete çekilmekle Rabbimin bütün emrettiklerini yerine getirmen mümkün değil. Çünkü birçok ayeti kerime çarşıyla, pazarla, ticaretle, siyasetle, insanın insanla ilişkileriyle, insanın tabiatla ilişkileriyle, insanın Rabbiyle ilişkileriyle ilgili. İnsanlarla muhatap olunca yerine getireceği emir ve yasaklar vardır.

Öyleyse çıkmak ve insanlar arasına karışmak gerekiyor. Onun için hani hafızlarımızın Fecr suresinde çokça okudukları “Gir kullarımın arasına ve gir cennetime” buyuruyor Allah (c.c.)

Yani cennetin yolu, Rabbimin insanları arasından geçiyor. Bu insanların arasında İslâm’ı yaşamak ise: yine Peygamber Efendimizin (a.s.v.) haber verdiğine göre:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, o vakit, dini üzerinde sabretmek, elinde kor taşımak gibidir.” diyor.( Tirmizi, Fiten 73. Ebudavud, melahım,17)

Avucunuzda, hani bir meşe ağacı yanmış meşe ağacının közü var. Biz onu taşıyabilmek için ateş küreği kullanıyoruz. Elimizde taşımamız mümkün değil.

Elde taşımak mümkün olur bazen ama. Hani köylerde kül alırlar, külün üzerine közü koyarlar. Böylelikle taşırlar.- Peki Efendimiz (a.s.v.) “Elde kor taşımak gibidir” diyor. Böyle bir ortamda İslâm’ı yaşamak.

Elimiz yanıyor diye atıversek maazallah donarız. Tutuversek de yanarız. Yani hem tutacağız, hem yanmamaya, hem de donmamaya dikkat edeceğiz. Ama hiçbir vakit atmayacağız. Atarsak, ebedi cehennem ateşinde yanmak var. Cehennem ateşi ise hem daha şiddetli hem sonsuz.