İZİN almadığım için adını anamadığım bir gazeteci, yine izin almadığımdan dolayı ismini vermek istemediğim devleti iyi bilen, birçok alanda tecrübeli o siyaset duayenine, benim de bulunduğum bir sohbet esnasında sordu;

-“Hocam ne diyorsunuz, Türkiye’de askeri darbe olur mu Bilinen askeri darbeler şeklinde değil ama farklı bir şekilde de olsa böyle bir ihtimal görüyor musunuz ”

Hepinizin yakından tanıdığı o ismin cevabını merak ettiniz, değil mi

Kelimelerin üzerine basa basa şunları anlattı;

“Eskiden 10 yılda bir askeri darbe olurdu. Hatta o 10 yıl dolunca dedikodular ayyuka çıkardı, ‘ne zaman ’ diye! İşte 1960, 1971, 1980. Hatta 28 Şubat denilen postmodern darbe… İstanbul’un bir semti, bilirsiniz. Tekirdağ’a doğru giderken… Hani kaymakamlığı da var, ilçe yani. Silivri’ydi değil mi Silivri’de yakın geçmişte çok dramatik sahneler yaşandı. Büyük acılar meydana getirildi. Generaller, albaylar mahpus oldu. Bu ülkenin bir Genelkurmay Başkanı içeri tıkıldı. Bütün bu olanlar askerde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde tarif edilmez bir ‘yılgınlık’ meydana getirdi. Bir darbe planı iddiasıyla tüm bunlar gözlerimizin önünde cereyan etti. Bu sebeple askerin sivil idare üzerinde antidemokratik bir tavır içine girebileceği ihtimalini görmem.”

“Sorunuza karşılık söyleyeceğim ikinci husus da şudur; malum, ülkemizde askeri darbeler bağımsız olmamıştır. ABD’nin izni ve onayı olmadan bu ülkede askeri darbe olmaz. Hatta hatırlarsınız, 12 Eylül 1980’de ordu darbe yaptığında bu haberi dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a, ‘Bizim çocuklar başardı!’ diye haber vermişlerdi. Bu açıdan da olaya bakmak lazım…”

***

“Bir süredir benim de kulaklarıma geliyor bu türden söylentiler. Ama her zaman ifade ettiğim bir gerçeği bir kez daha tekrarlayayım; en kötü demokrasi, en iyi askeri darbeden daha iyidir. Her askeri darbe ülkeyi birkaç 10 yıl geriye götürmüştür.”

***

Geçenlerde Ankara’daydım. Gece geç saatlerde Genelkurmay’ın yanından geçtim. Bilirsiniz, gece geç saatlerde Genelkurmay’ın ışıkları yanıyorsa hemen spekülatif dedikodular başlar; “Asker darbeye mi hazırlanıyor, acaba ” diye.

Evet, Genelkurmay’ın ışıkları o gece, geç saatlerde yanıyordu. Ama “dışardan!”. Meğerse, özel bir ışıklandırma sistemi ile donatılmıştı, Genelkurmay. İlginçti…

AHLAKİ ÇÖKÜŞ İŞTE BÖYLE OLUR!

KİMİLERİNE göre reyting rekortmeni, kimilerine göre hayatını doya doya yaşayan bir ünlü zengin, vergi rekortmeni, bana göre hiçbir hayırlı işini göremediğimiz o meşhur M.M.’nin bir başka versiyonu, o.

Sıradan bir dükkanda çalışırken iflas edip bir arkadaşı vasıtası ile ünlü bir spor spikeri ile tanıştırılıp işe başlatılan, futbolcularla olan yakın arkadaşlığından faydalanarak onlarla özel röportajlar yapıp popüleritesini biraz artırınca diğer ünlü bir spor programcısının yanında işe başlayınca şansı iyice açılmaya başlayan o isim…

İşte Türk televizyon izleyicisi O’nu o meşhur programlarıyla tanıdı… O sihirli dünyaların rüyasına kapılıp hayal kuracağı şeyleri, aslında ulaşılması zor olan ülkem insanının gözünü boyayarak reyting uğruna her hafta ekranlarda boy gösteriyordu.

Televizyon dünyasında yıldızı parlatılan bu genç, artık daha geniş kitlelere ulaşmak adına başka bir TV programı ile ülke ülke gezerek yine ahlaki değerlerin yerlerde süründüğü programlara devam etti. Şöhretine şöhret, ününe ün, parasına para katan bu TV’cinin yüzde 99’u Müslüman olarak gösterilen Türkiye’de ahlaki çöküşün, yozlaşmanın öncülüğünü yapması ilginç değil mi!

Çıplaklığı ön planda tutarak, adeta elbisesiz yarıştırdığı kızlı erkekli yarışmacılarıyla ahlaki çöküşün, kokuşmuşluğun Türkiye’deki öncülüğünü yapan bu programcı, Türk toplumuna o kadar şirin gözüktürülmeye çalışılıyor ki, sormayın!

Devlet büyüklerimizle olan yakın ilişkileri vasıtası ile de RTÜK hiç müdahale etmiyor bu televizyon çocuğunun programlarına.

Kimileri bu programcının programlarını Süleyman Demirel’in konuşmalarına ve açıklamalarına benzetiyor. 2-3 saat dinliyorsunuz ama birkaç saniye sonra “acaba ne konuştu, aklımda hiçbir şey kalmadı…” gibi bir şey hissediyorsunuz. Ama hayır! Demirel’in konuşmalarından sonra akılda bir şey kalmıyor ama ve fakat bu ahlaki yönden ciddi ciddi sorgulanması gereken programlardan sonra gençlerin bilinçaltı çalınıyor, ahlaksızlığa esir ediliyor.

Kim dur diyecek böylesi ahlaki erozyon meydana getiren programlara Neden ve de niçin bu kadar duyarsız kalıyor devlet büyüklerimiz Anlamak zor!

(SAİM AKBULUT)

COCA-COLA VE DEMOKRASİ!

* İran Tasnim Haber Ajansı, İran hükümetinin Kentucky Fried Chicken’a (KFC) 10 Mayıs’ta “İranlı Helal KFC” adıyla şube açabilme izni verdiğini duyurdu.

* İran’ın, geçen yıl Aralık ayında yine resmi gazetede yayımlanan belgeyle, bir diğer Amerikan fastfood zinciri Burger King’e de ülkede bulunabilecek şirketler listesinde yer verdiği belirtildi.

* İran, 1979’daki devrimden bu yana, “Batı kültürü ihraç eden şirketlerin” ülkede yer almasına izin vermiyordu.

***

Üniversitede iken bizim derslere de giren Prof. Dr. Hasan Köni, ilginç bir tespitte bulunmuştu;

-“Amerika bir ülkeye girmek istiyorsa, kendince o devlete demokrasi(!) getirmek istiyorsa o ülkeye önce coca-cola girer!..”

***

İran’ın bu kararını nasıl yorumlamak lazım, acaba

MESAJ PANOSU

VEFATININ 10. yılında, Hatice Nermin Erbakan’ı rahmetle anıyoruz...

Lider eşi nasıl olunur Hatice ismi nasıl taşınır

Biz bu soruların cevaplarını, sende gördük elhamdülillah...

Sen başkaları gibi ‘lady’ olmadın, takva sahibi oldun...

Allah senden razı olsun, Hatice Nermin Erbakan... (Saadet genci.)

MANŞETLİK DEĞİL DE NE!

Saadet Partisi Kastamonu milletvekili adayı Ertuğrul Köse’den mesaj var. Okuyalım mı;

“Kastamonu’nun tüm ilçeleri üvey evlat muamelesi gördüklerini söylüyor. Üvey babaları seçerseniz üvey evlat muamelesi görürsünüz.

3.000 nüfuslu İhsangazi’de 2500 kişi bankalara borçlu. Şeker pancarı 5 yıl önce kilosu 11 kuruştu,  şimdi yine aynı. Ama 1 çuval şeker 50 TL’den 160 TL’ye yükselmiş. Tosya’da hastane var doktor sıkıntısı var.

Bozkurt’ta diyaliz doktoru yok. Ahlaki değerlerimiz bitmiş. Emekli, köylü, çiftçi, Bağ-Kur’lu kısaca herkes Erbakan’ı hatırlıyor…”

***

Bir şey söyleyeyim mi; sadece şeker pancarı ve bankalara olan borçluluk hakkındaki bu bilgi bile dehşetengiz ve de manşetlik. Şeker pancarı yerinde sayarken, çiftçi fakirleşmeye devam ederken, şekerin fiyatı 3 mislinden fazla pahalı hale gelmiş. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa! O kadar yani.

Eline sağlık hacım!

NOT: Bugün, 28 Ekim 2015 Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!