Masalı, rüyası, hülyası, ütopyası, kısaca kendine özgü dünyası olan insan çok azdır. Sanatçılar, özellikle de şairler, bu nâdir insanlardandır. Sevdiğiniz şairlere dikkat edin, aslında onlarda sevip benimsediğiniz şey, elbette onlarla paylaşacağınız duygu ve düşüncelerdir; dile getirdikleri özel bir dünyanın unsurlarıdır. Bu bakımdan Asaf Hâlet Çelebi, kendine özgü bir dünyası, masalı olan şairler arasında özel bir yere sahiptir. O yaşadığı dünyayı, oldukça renkli geçen çocukluğundan hatırladıklarını, kitaplardan öğrendiklerini, çevresinde gördüklerini bu masal dünyasında değiştirip yepyeni ifadeler halinde şiirleştirmesini bilmiştir.

Ölümünden sonra yayınlanan Masal Dünyamız başlıklı yazısı, şimdi adı tarihe karışmış İstanbul Hemşehrileri Derneği nde verilmek üzere hazırlanmış bir konferans metnidir. Bu konferans tarihinden bir ay önce Hakk ın rahmetine eren Asaf Hâlet söze şöyle başlayacaktı:

"İnsanoğlu düşündüğü ve düşündüğünü sezdiği andan itibaren masal söylemeye başlamış, tarihin kayıt ettiği ve etmediği zamandan bugüne kadar da söylemekte devam etmiştir."

Sonsuz bir temaşa

Asaf Hâlet in masala ne kadar önem verdiği, şiirinde neden o kadar çok masal unsuru bulunduğu bu konferans metnindeki şu cümlelerden daha iyi anlaşılır sanıyorum:

"Masallar düşünceler kadar sâridir. Hindistan ın cesim ağaçlarla kaplı, rutubetli ormanlarından Arabistan ın kurak çöllerine, şimalin dantel gibi girift fiyortlarından Akdeniz in ılık meltemler esen diyarlarına dolaşıp durur. Her memleketten bir renk, bir koku getirir. Çok defa masalların menşei bilinmez. Çünkü nasıl bütün dünyanın çocuklarında birbirine benzeyen müşterek bir taraf varsa bu masalların da öyle müşterek bir tarafları vardır. Girdikleri cemiyet ve milletlere göre ufak tefek değişikliklere uğrar, onların bünyesine göre bir hal alır."

Masallar nasıl girdikleri kültür çevrelerine göre değişikliklere uğrarsa, masal anlatıcılarının dilinde de öylesine farklı üsluplar kazanırlar. Asaf Hâlet de yaşadığı dünyayı masallaştırarak anlatan bir şair olduğu için, duyup öğrendiği, sevip benimsediği şeyi şiirine sokarken kendi muhayyilesinin damgasını vurur. Çünkü bize anlatmak istediği kendi masalıdır, o masalla bize vermek istediği bazen çok başka bir şey de olabilir. Çünkü onun da bir çok şair gibi amacı "mücerret şiir"e ulaşmaktır. Bunun yolu ise hayata ait "müşahhas malzeme"yi iyi kullanmaktan geçer. Ona göre şiirin yaptığı şey şudur: "Şiir bize tıpkı hayatta olduğu gibi müşahhas malzeme ile mücerret bir âlem yaratır."

Benim Gözümle Şiir Dâvası adlı dizi yazılarındaki şu iki cümle gerçekten onun şiirini anlamada ilgi çekici ipuçları vermektedir:

"Yeni şiirlerimin bir yerinden şüpheye düşen olursa, eski şiirlerime bakar, bulur, anlar... Çünkü bütün şairlerin, gerçekte, bir tek şiirleri vardır."

Kendine göre bir ritmin peşine düşen Asaf Hâlet, teşbih yerine müşahhas malzemeyi, çağrışımları zengin kültürel unsurları ve çeşitli anekdotları tercih eden bir şiir kurar. Çocukluk ve ilk gençlik çağını, çeşitli ruh anlarını ve intibalarını anlatırken, bize hep bu masal dünyasının içinden konuşur. Mistik temâyülü de bu dünyanın tabii bir yansımasıdır.

Asaf Hâlet, "Birçok şiirlerimde var olmak şuuru erimiş ve sonsuz bir temaşadan ibaret kalmıştır" derken, mistiklere özgü bilgece bir tavır içindedir. O yüzden de Budistlerin "nirvana"sına benzer bir hal yaşar ve zamanı unutmak ister. Fakat ulaştığını sandığı Nirvana da "hudutsuz, seyyah bir ruh" gibi dolaşır, zaman ve mekân kavramları ortadan kalkar ve bu "hissi tadan için imkânsız bir şey kalmaz" gibi görünür...

Olağanüstüler dünyasında gezinen Asaf Hâlet, Âdem Peygamber den öncesine ve sonrasına, Asur, Eski Mısır günleriyle Cüneyd-i Bağdadî ve Hallac-ı Mansur gibi şahsiyetlerin maceralarına kadar her şeyi yeni baştan yaşar. Böylece "saadet zirvesi"ne erer, ama "o anda bile içim rahat değildir" der; ulaştığı muvazene istikrarsızdır ve "ruhun en gizli yerinde bile bir endişe kalmıştır". Çünkü "yaşamak acısını" tatmıştır. Bu yaşama ve hayata bakış tarzı, çağdaş insanı başka çağların ve kültürlerin insanlarından ayırmaktadır. Asaf Hâlet, bu bakımdan oldukça ilginç bir şairdir. Kültürel zenginliği ve derinliği, şiirinin kendine özgülüğü, evrensel temalarda kendi masalını söyleme becerisi çok az şairimizde vardır.

İnsanlığın kültür mirasını ve yaşadığı dünyanın çeşitli unsurlarını yalnız şiirlerinde değil, nesirlerinde de masallaştırdığını görüyoruz. İstanbul u anlatan kısa "tahrir vazifesi" türünden yazılarında olduğu kadar, Şiirde Şairin Tesiri konusunu anlatırken de, Beylerbeyi Şarayı na Dair İntibaları adlı yazısını yazarken de hep bu masal dünyasının içinde oluşmuş bir dil ve üslûbu kullanır.

Masal dünyasından sanat dünyasına

Çocukluğunda dinlediği masalların Asaf Hâlet in şiirlerini nasıl etkilediğini daha önce sözünü ettiğimiz Masal Dünyası başlıklı yazı çok net bir tarzda ortaya koyuyor. Bu yazıda anlattığına göre, pek çok kişi âdeta ona masal anlatmak için seferber olmuştur. Ona göre, milletleri teşekkül ettiren efsane ve destanlar da birer masaldan ibarettir. Sanatın kaynağı da odur.

İlkin Büyük Doğu ve İstanbul dergilerinde yayınlanan, He ve Lâmelif adlı ilk iki şiir kitabından seçmelerle Om Mani Padme Hum adlı kitapta toplanan şiirlerinden sonra yazıldığı anlaşılan Sen, Memleketim ve İstanbul umun Dili adlı şiirler, bu anlayış doğrultusunda yazılmış ve milletimizin tarihi kimliğini meydana getiren unsurlardan örülmüş şiirlerdir. Bütün şiirlerindeki benzer hava, tümüyle Asaf Hâlet e özgü hayal dünyasından gelmektedir.

Asaf Hâlet Çelebi nin bilinen son yazısı olan bu Masal Dünyası, onun modern sanat akımları ile geleneği nasıl kaynaştırdığını, çocukluk safiyeti ile sanattaki en yeni hamleyi nasıl kaynaştırdığını çok iyi ve net bir tarzda ortaya koymaktadır.

Gelenekten yararlanmanın, yerli malzemeden hareketle evrensele yönelmenin ve kendini inkâr etmeden, hatta çocukluğunu bile kullanarak çağdaş olmanın yolları çok ve çeşitlidir. Asaf Hâlet bunu kendince ve oldukça da ustalıkla yapmıştır. Esasen sanat, belli ve bilinen yolları değil, yeni ve bilinmeyen yolları keşfederek bir şey söylemektir.

Gazellerden sonra yazıp yayınladığı yeni şiirlerle en çok yadırgandığı zaman bile, Asaf Hâlet Çelebi Ataç tarafından eskinin devamı olmakla itham ediliyordu. Çünkü onuns masal dünyasını kavrayamayanlar, ondaki deyiş ve şekil yeniliğinin yanında, özdeki yeniliği fark edemiyorlardı. Ama Ataç, hakiki manasıyla Batılı sanatı savunduğu için bu özde değişmeyen nitelikleri ve masalın gerisindeki temel unsurları fark ediyordu. Bu yüzden olsa gerek, Asaf Hâlet i iyi teşhis edebilmek için, onunla karşılaştığında, sık sık Allah a inanıp inanmadığını, hatta niçin inandığını uzun uzun soruyor, bu sorularla Asaf Hâlet in "zamirini", iç dünyasını keşfetmeye çalışıyordu. Biz artık Asaf Hâlet in masal dünyasını iyice kavrayabiliyoruz.

Ondaki masal duygusunun önemine dikkati çekmek ve sanat dünyasının yansıması olan şiirlerindeki şaşırtıcı etkinin modern akımlarla benzerliğine işaret etmek için Nurusiyah adlı şiirine ayrı bir önem verdiğimiz Asaf Hâlet in sözleriyle bu yazıya son vermek istiyorum:

"Bana göre masal dinlemeyen bir çocuk çok bedbaht bir insan olmaya namzet bir insandır. Milli şuur ve kültür yapan bütün folklor ananelerinin içinde bence masal en büyük rolü oynar. Zaten bir masaldan ibaret olan hayatımızın bir nevi sembolleşmesini biz ilk defa bize anlatılan bu masallarda görmez miyiz .."