Yetmiş yaşlarında bir adam, yanındaki arkadaşı ile sohbet

ediyor: Konuşmanın arasında, gençliğimde bunca yolu birkaç dakikada yürürdüm,

önümde kimse duramazdı, yüz kilo eşyayı bir çırpıda kaldırır yola devam

ederdim. Şimdi iki adım yürüyorum nefesim kesiliyor, geceleri ağrılarım

artıyor, gözlerim iyi görmüyor, gençliğimde ağrı nedir bilmezdim, üç saatlik

uyku yeterli gelirdi. Kendimi çok güçlü ve sağlıklı hissederdim. Bu günleri

göreceğimi hiç tahmin dahi edemezdim. Artık ellerimi kaldırırken dahi

zorlanıyorum, merdivenleri çıkamıyorum, çocuklara muhtaç kalıyorum Yanındaki

arkadaşı önce gülümsüyor sonra hamdolsun, bu kadar da olsa yürüyebiliyoruz,

namazımızı kılıyor, dua ediyor, kimseye muhtaç olmadan yaşıyoruz. Yaşlılığın

rahmetleri var, yeter ki doğru okuyabilelim diyor ve arkadaşını rahatlatmaya

çalışıyor. İki kişi arasında geçen bu sohbet, insanların yaşlılığa verdiği

anlam farkını da ortaya koyuyordu. Uzmanlar mutsuzluğun istenilen her şeye

sahip olmakla değil olaylara verdiğimiz anlamla alakalı olduğunu her fırsatta

dile getiriyorlar. Zira hüznümüz ya da neşemiz olaylara verdiğimiz anlam ile

şekilleniyor.

Yaşlıların büyük bir kısmı, içinde bulundukları durumu

geçmiş yaşantıları ile kıyaslar ve o günlere olan özlemlerinden bahsederler.

Onlara göre mutlu olmanın yegâne şartı, geçmiş yaşantıya yeniden

kavuşabilmektir. Bu kimseler geçmişte takılıp kaldıklarından yaşadıkları anı

verimli şekilde değerlendiremez ve sürekli yoksunluk çekerler. Bu durum, iflas

eden bir kişinin çırpınışlarına benzer. Bu kişi vaktinde her şeye sahiptir,

etrafında insanlar vardır ve kendini iyi hissetmektedir. İflas ettiğinde ise

yoğun yoksunluk yaşamakta ve sürekli geçmişi yâd ederek içinde bulunduğu hali

devam ettirmektedirler. Onları hep, ben geçmişte ne şaşalı hayatlar yaşadım,

her şeyim vardı ama şu an hiçbir şeyim kalmadı deyip, geçmişteki durumlarını

yâd ederken görürsünüz.

İnsan halini, çevresindeki kimselerle kıyaslayabileceği

gibi kendisiyle de kıyaslayabilir. Oysa bu onu yoksunlaştırmanın dışında bir

fayda getirmez.

Hayat bir bahar yağmuru gibi geçip gidiyor. Bizler ne

geçmişi geri getirebiliyoruz ne de geleceğe uzanabiliyoruz. Geçmişi geri

getiremeyiz ama ders alabiliriz. Acıyı kökten yok edemeyiz ama dua ile

hafifletebiliriz. Yoksunluğu ortadan kaldıramayız ama imkanlarımız ölçüsünde mücadele edebiliriz.