Kendisi de bilmektedir, muhitin her teşebbüste şaştığını.

Sadaka verecek yoksul arayanların çok yorulduğunu.

Yok.

Alışveriş yerleri tıklım tıklım.

Yiyecek bölümleri, giyecek kısmından çok daha pahalı.

Her yerde birbirleriyle yarışan fiyatlar.

Ancak yükseldikçe azalacağına talebin,

Yok, öyle bir şey olmadığına şaşmaktaydı.

O yüzden muhitin o kısmına gitmemekteydi.

Kendisini arayanların bulamayacağını bilmekteydi.

Gerçi oralarda da böyle bir arayış kimsede görülmezdi zaten.

Bu yüzden siteler bölgesine değil de, muhitin varoş kısmında kurulan semt pazarına gitmekteydi.

Artık insan sarrafı olmuştu.

Kimin pazar tezgâhı başında meyve ve sebzelere sıkıntı ile baktığını,

Kimin cüzdanını hiç düşünmeden, fiyat hakkında pazarlık etmeden hızlıca çıkardığını anlayabiliyordu.

Ne kadar modern giyimli, makyajlı olurlarsa olsunlar onların yaşadığı yoksulluğu hemen fark edebiliyordu.

Bu yüzden rahvan, rahat, ekonomik refahın dinginliğinin yüzlerine vurduğu o müreffeh insanları; ondan başka kimse bu kadar isabetle tahmin edemezdi.

Pazarın ancak refah seviyesi yüksek insanlarının uğradığı organik peynir ve tereyağı satıcısının önü idi, genellikle yeri.

Zira yoksullar meyve tezgâhlarında da görülmezler sadece domates biber gibi tezgâhlar önünde kalabalık oluştururlardı.

Çin’de hayat, nasıl pirinç etrafında dönerse.

Anadolu insanı için yaşam, domates biberdi.

Bu yüzden konuşlandığı organik süt ürünleri önünde satıcının, müşterilerini engelleme suçlaması ile kendisini ikaz etmemesi için geri planda ama daima o bölgede saatlerce beklerdi.

Her hafta aradığını bulurdu lakin.

Bugün gözüne kestirdiği büyük hanım rahvan tezgâha yaklaşırken, kendisi de hareketlenip,

—Abla paketlerine yardım edeyim, dedi.

Kadının asabi olmayan, sükûnetli tavrından ümitvar olup,

—Ooo bunlar çok ağır sen taşıyamazsın, deyip hemen kavradı.

Kadın alışverişini bitirince,

—Abla bunları götüremezsin, gel seni taksi durağına götüreyim, dedi.

Kadın, “Sen pazarını yaptın mı biraz katkı yapmak isterim” deyince,

Asıl niyeti o olmadığı için pür tebessüm, “Yaptım abla param bitti ama alacağımı aldım” dedi.

Taksi beklerken meramını anlatabilecekti.

Gelen taksiye eşyaları yükledi.

Kadın, “Gel seni de evine bırakalım” deyince, küçük paketini alıp yanına oturdu.

Fazla vakit kaybetmeden, bir kâğıda yazılı olan telefon numarasını verdi,

—Abla çocuk bakarım, temizliğe gelirim ihtiyacın olursa ara, dedi,

Kadın kâğıdı aldı, “Çocuklar büyüdü, lakin temizlik için ben de birini arıyordum” dedi.

Dönüp dikkatlice yüzüne bakma fırsatı buldu ki,

Bu ufak tefek, enerjik, zayıf bedenin simasını gördü ki.

Yetmişinden fazlaydı.

Fakat minyon beden, ufak tefeklik onun yaşını çok daha genç göstermekteydi.

O da kendisini heybetli bulmayıp, “Bu nasıl temizlik yapacak, çocuk bakacak” demesinler diye bedeninde tek iyi bir iletişim dili geliştireceğine inandığı yüzü ile cevap vermek istemişti.

Kaşlarını yaptırmış, gençler gibi simsiyah boyamıştı.

Hastalıklı, sarı surat gözükmemek için canlı pembeliklerle yanaklarına allık sürmüş,

Kırmızı ile soluk dudağını renklendirmiş,

Kirpiklerinden rimeli dahi ihmal etmemişti.

İnsanların nasıl acımasız olduğunun farkındaydı.

O bakımlı yüzü ile yaşının büyüklüğünü, bedeninin küçüklüğünü saklamaya çalışmıştı.