Bismillahirrahmanirrahim;
iSLAM dünyasındaki gelişmeleri birlikte izliyoruz. Özellikle Arakan’daki vahşet ve katliam soykırım noktasında. Kurban eti parçalarcasına doğranan insanlar, kulübelere toplanıp yakılanlar, uydudan çekilmiş ateşe verilen köy görüntüleri. 25 Ağustos’tan bu yana öldürülen insan sayısı 3 bini geçti. Binlercesi de kaçarak Bangladeş’e sığındı.
Myanmar Hükümeti destekli Budist çetelerin zulmü zirveye çıktı. Müslümanların feryatları semalara yükselirken seyirci mi kalacağız? Bilin ki, onların Müslümanlardan başka destekçisi yok. 1913’teki 2. Balkan Savaşı sırasında İngiliz sömürgesinde yaşayan Myanmar Müslümanlarının Osmanlı’ya 1.391 İngiliz lirası, 15 şilin, 15 pens gönderdikleri Devlet arşivlerinde kayıtlı. Vefakârlık sırası bizde!
Sözde uluslararası kuruluşlara ümit bağlamayın. BM ölen, yakılan, yaralanan, kaçan insan sayısı konusunda yalnız istatistiki bilgi veriyor. ABD Dışişleri sözcüsü Heather Nauert, Myanmar’daki katliam ve soykırımı “iddiadan ibaret” görüyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federika Mogherini “Myanmar konusunun AB’nin gündeminde olmadığını” açıkladı.
Türkiye, Arakan’a “geçmiş olsun” ziyaretleri yapmayı veya gıda yardımı göndermeyi yeterli buluyor. Orada can pazarı yaşanıyor, insanlar vatanlarından ediliyor. Türkiye İslam dünyasının en güçlü ülkesi! Bu özelliğini hissettirme zamanı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Hükümet’i ciddi icraata davet etti: “Erdoğan, İslam İşbirliği Dönem Başkanı olmasına rağmen ciddi icraat yapamıyor. Zalimleri kınıyormuş. O makam zalimleri kınama makamı değildir. Gıda yardımları ile katliamlar önlenmez.”
KIYAMETTE Mİ UYANACAĞIZ?
FİLİSTİN, Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Tunus, Sudan, Irak, Libya, Suriye, Mısır, Arakan gibi onlarca İslam ülkesinde yaşanan haksızlık, katliam, vahşet ve soykırım türü olayları tribünlerden seyrediyoruz. Ağlamak, yakınmak, gıda yardımı, sözlü dua gibi cılız tedbirlerle geçiştiriyoruz. Ne zaman problemlerimizin aktörü olacağız?
1969’dan beri bir ses Müslümanların meselelerini kendilerinin sahip çıkması ve uluslararası kurumlarını oluşturmasını haykırıyor. Düşmanlarımızın insafına sığınmayı çözüm (!) olarak görenler bu sesi küçümsüyor, ilgisiz kalıyor, duymuyor. Bu kişiler Müslümanların yakılmasını, katledilmesini görmekten haz (!) mı alıyorlar? Bu hastalıklı zihniyetin sonuçları ortada!
Şu örneğe bakın: Fitneciler, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin arasını açmak için dedikodu üretirler. Şems dedikoduları bitirmek için Konya’yı terk eder. Mevlana buna çok üzülür. Feyiz aldığı hocasının yokluğu onu hüzünlendirir. Bir meczup Mevlana’yı sevindirmek için koşarak yanına gelir: “Efendim, Şems geldi.” Mevlana hemen ayağa kalkar, kıymetli hırkasını gelene hediye eder. Adam gidince yanındaki açıklar: “Efendim, o adam yalan söyledi.” “Biliyorum” der Mevlana; “Biz o işin yalanına hırkamızı verdik; gerçek olsaydı canımızı verirdik.”
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı bir söz etmişti: “Erbakan hep haklı çıktı, sözü atasözü haline geldi.” Yüzyılımızda canını verircesine kendisini insanlığın saadetine adayan bir lider gördük. 42 yıllık siyasi hayatında hep İslam Birliği’nin insanlığın ihtiyacı olduğunu anlattı. Zaman bu tezin vazgeçilmezliğini doğruladı.
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR
SAVAŞ ve çatışmaların çoğu ekonomik sebeplere dayanır. Arakan bölgesinde petrol, doğalgaz gibi zenginlik kaynakları var. Myanmar hükümetinin talimatıyla hareket eden Budist çetelerin Arakan Müslümanlarının üzerine gelmesinin asıl sebebi bu! Zulümler karşısında Türkiye tarihi görevini yerine getirmeli.
Özellikle Balkanlara, Afrika’ya yardım götürme veya kurban kampanyası için giden kardeşlerimizi dinleyin. Oralarda, “Vefakâr Osmanlı geldi”; “Sizi bekliyorduk” gibi sözlerle karşılanıyorlar. Osmanlı’nın hak ve insanlık merkezli adil yönetimi efsaneleşmiş yerler. İnsanlığın yüz akı böylesine şerefli ecdadın torunlarıyız. Yeryüzünün kan gölüne döndüğü zamanda tarih bizi göreve çağırıyor.
AB’ye girmek hayalden öte bir imkânsızlıktır; ama İslam Birliği’nin tarihi örnekleri var. İslam Birliği’ni kurmak zordur; fakat adam olup zorluğu aşmak iman ve irade ister.
Erbakan Hoca besmelesini çekti, 1 yıllık başbakanlığında nüfusu 820 milyon olan 8 Müslüman ülkeyle İslam Birliği’nin çekirdeğini oluşturan D - 8’leri kurdu. İş, başlarken çekilen besmelenin gücünde! O zaman, “Bir araya gelmezler” denilen İran ve Mısır’ı birleştirmekte Allah kalpleri yumuşattı. Bugün ülkesinde idamlarla anılan Bangladeşli Hasina’yı, “Hocam, sizin niyetinizi biliyoruz. İşi hızlandırmak için buraya kadar zahmet etmeyin. Kararınız kararımızdır” dedirtti. Siz, İslam Birliği’nin kurulmasına niyet edin; Allah’ın rahmetinin sağanak misali yağdığını göreceksiniz.
İslam Birliği’yle güçlü hale gelmezsek, sömürgeciler yakıp yıkmaya; Müslümanlar da ağlamaya devam eder.