Annem erken yaşta

evlenmiş ve hayatın ağır yükünü tek başına taşımış bir kadın. Kız çocuklarının

okula gönderilmediği bir dönemde ilkokul dörde kadar okuyabilmiş. Onun hayatı

dağları taşları okumakla geçmiş. Hayatın güçlüklerle geçtiği bir dağ köyünde,

ağaç dallarını okumuş, hayvanların dilini çözmüş, ırmaklarla birlikte zikir

yapmış ve hayatı dağlarda öğrenmiş. Annem dört çocuğu ile şehre geldiğinde

tecrübelerini birer kitap gibi kullanarak bizi bir arada tutmayı başarmış.

Annem, kitap okuyan bir kadın değildi zaten buna vakti de

yoktu. Ama çocukları ile ilişkilerinde adil olmaya büyük özen gösterirdi. Evin

en büyüğü bendim, küçülen giysilerim kardeşime kalırdı o da itiraz eder ve bana

eski kıyafetleri veriyorsunuz derdi. Annem oturur ve ablalar kardeşlerini

sevdikleri için küçülen giysilerini onlara bırakırlar bu güzel bir şeydir sen

de giysilerin küçüldüğünde kardeşine bırakacaksın çünkü onu seviyorsun derdi.

Annemi dinleyen kardeşim boynuma sarılır ve bana teşekkür ederdi.

Annem kitap okuyan bir kadın değildi fakat biz kardeşler

kavgaya tutuştuğumuzda hepimizi tek tek dinler sonra hata kimde ise ona

açıklamalar yapardı. Böyle durumlarda annem işaret parmağı ile evin önündeki

asmayı gösterir siz şu üzüm salkımı gibi birbirinize bağlısınız. Eğer böyle

davranırsanız yere serpilmiş üzüm taneleri gibi dağılırsınız derdi. Annemin

konuşması hemen tesirini gösterir ve sorunlar kronik hale gelmezdi.

Annem kitap okuyan bir kadın değildi ama onca yoğunluğun

arasında vakit bulur ve bizimle sohbet ederdi. Özellikle ikindi sonrası annem

çayı demler bizi bir araya toplar ve sohbet ederdi. Annem okuldan geldiğimizde

elindeki işi bırakır ve bize sarılırdı. Annem yatmadan önce masal anlatır ve

uyuyuncaya kadar başımızda beklerdi. Annem sevgisini gösteren bir hanımdı.

Annem kitap okuyan bir kadın değildi, buna vakti yoktu

ama o gözü gibi baktığı bahçesini, insanların bakışlarını ve bizi okuyabilen

bir kadındı. O yüzden ne bir sevgi açlığı ne de yoksunluk yaşadık. Allah ondan

razı olsun.