Anne hüzünlü bir ses tonu ile soruyor: Çocuğuma terlik
giydiremiyorum acaba ne yapabilirim
Kişisel tecrübelerinizi kullanarak, çocuğa neler yapması
ve neler yapmaması gerektiğini öğretebilirsiniz dediysem de anneyi ikna
edemedim. Çünkü o her meseleyi bir dış destekle çözebileceğine inanmış ve
çocuğu ile ilişkilerini suni bir zemine taşımıştı
Bir süre sonra aynı hanım tekrar aradı ve hava çok
soğuk, evde soba var, yerleri ısıtmıyor çocuğuma terlik giydiremiyorum. Dedi.
Ben de aynı tavsiyelerimi yineledim ve bunu kendi kişisel becerileri ile
başarabileceğini vurguladım. Fakat o ısrarlıydı, dışarıdan birisinin kendisine
sihirli bir değnek uzatmasını ve en küçük sorunlarını dahi çözüme götürmesini
bekliyordu. Şikâyetlerini sıralarken geçen gün şu psikoloğa gittim çocuğumun şu
konudaki sorunlarını görüştüm ama bana bir şey yapamadı diyordu. Annenin bu
sözleri sihirli değnekte ne kadar ısrarlı olduğunu gösteriyordu. Bir süredir
çocuğun terlik giymemesini takıntı haline getirmiş ve bu durum anne ile çocuk
arasında bir savaşa dönüşmüştü. Çocuk, annenin kendisine ısrarla yaptırmaya
çalıştığı bir şeye tepki veriyor ve kişiliğine saygı gösterilmesini bekliyordu.
Fakat anne çocuğu anlamaktan uzaktı, zihni kendi çocukluğunda takılıp kalmıştı.
Ben çocukken annem ne söylese yapardım benim çocuğum neden sözümü dinlemiyor
diye düşünüyor ve çocukla olan savaşını sürdürüyordu. Anne için çocuk o terliği
bir giyse hayatındaki bütün sorunlar ortadan kalkmış olacaktı. Anne bir noktada
takılıp kalmıştı ne çocuğun kişilik gelişimini ne de davranış eğitimini dikkate
alıyordu. Her şey bir terlikte düğümleniyordu. Fakat çocuk terliği giymiyor ve
anneye başkaldırıyordu. Anne ise acaba kimi arasam, hangi uzmanla konuşsam da
bu sorunu çözsem diye düşünüyordu. Ve ne yazık ki bu trajikomik olay, köklü bir
kültürden gelen bizim annelerimizin hayatında gerçekleşiyordu. Eskiden
annelerimiz bu tür sorunları kişisel tecrübeleri ile çözüme götürür ve çocuk
üzerinde etkili olurlardı.
Onların çoğu okuma yazma bilmezlerdi ama anneliği en ufak
teferruatlarına kadar bilir ve yaşarlardı. Çocuklarını terbiye ederken sevgi ve
şefkat gibi iki kuvveti kullanır ve bu işi severek yaparlardı. Onlar için
annelik belli formatlara bürünmüş suni bir unvan değildi, bunun bir okulu da
yoktu, annelik hayatın kendisi kadar doğal bir şeydi.Bugün çocuklarla ilgili
sorunların hızla arttığını görmekteyiz. Anne babalar, eğitimci, pedagog, psikolog, psikiyatrist, kişisel
gelişimci ve eğitimcileri dinleyerek çocuklarına faydalı olmaya çalışıyorlar.
Ne var ki, bunca çalışmanın sonucunda ortaya çıkan tablo hiç de iç açıcı değil.
Bunun iki nedeni var. 1- Anneler Allah ın kendilerine bahşettiği fıtri potansiyellerini
kullanmayıp bütün çözümü dışarıda arıyorlar. 2- Çocuk eğitiminde İslami eğitim
merkeze alınmıyor, insanlarımız daha çok Batı kaynaklı çalışmalara yönelim
gösteriyorlar. O yüzden iç denetimi sağlamış, iradeli güçlü ve kararlı nesiller
yetişemiyoruz. Dışadönük özgüveni yüksek ve lider özelliği taşıyan fertler
hedeflediklerini ifade eden Batı eğitim sistemi bizim çocuklarımıza bir katkı
sağlayamadığı gibi, zihin bulanıklığına ve kimlik karmaşasına yol açıyorlar.
Oysa bizler çocuklarımızı erdem ve faziletler ekseninde yetiştirebilecek
kaynaklara sahibiz. Fakat bunu bir türlü göremiyoruz.