Her şehrin ruh mayasına manevi tatlar katan muhitler vardır. İstanbul da Üsküdar ve Eyüp semti. Konya da Musalla ve Mevlana mahalleleri. İzmir de şehirden kaçabilen Varoşlar, mahalle maneviyatını da barındırırlar.
Ankara da ise Hacıbayram ve Balgat. Kızılay ın, Ulus un gürültüsünden azade, insanlara huzur ve mutluluk sunmaktadır bu semtler. Resmi yapılar, bakanlık binaları, ardına yayılan, daha çok yoksulların mekanı Balgat. İşte bu yoksul muhiti, şavkı ile aydınlatan Saadet Partisi Genel Mekezi ve Camii. Uzun yıllar boyunca insanlara bir manevi atmosfer, ışıkküre oluşturmakta. Bir külliye gibi insanları bağrında toplayan kompleks, aşhanesi, misafirhanesi, camii ile de eski zaviye ruhunu yaşatmakta. Zira son 20 yıldır, kadın-erkek, genç-yaşlı
Türkiye nin her tarafından aylık toplantılara, eğitim çalışmalarına katılmaktalar. Bu insanlar farklı şehirlerin havasını da üzerlerinde getirdiklerinden çok renkli bir kültürel festivale de dönüşmekte toplantılar. Üç-dört gün hatta bir hafta süren eğitim çalışmalarında bu insanlar; misafirhanelerde barındırılmakta, aşhanelerde yedirilip içirilmekte. Özellikle kadın katılımcılar yanlarında çocukları ile gelmekteler. Hatta kırklı bebekleri ile gelenler bulunmakta. Bu çocuklar, manevi bir külliye olan genel merkezin bünyesinde, emekleyip yürüdüler, okullu oldular. Daha sonra genç olup anne ve babalarının saflarına katıldılar.
Önceki gün yine Ankaraday dım. Balgat a gelen genç kızların kimi, annelerinden bayrağı devralmışlar. Saadet Partisi saflarının ne kadar samimi olduğunu göstermek için yurdun dört bir yanından Ankara ya akmışlar. Ak sakallı gençlerle, bıyıkları terlememiş delikanlılar omuz omuza koşmuşlar. Mütevazi giysileriyle yüzlerce kadın ve erkek, sadece bir parti çalışması olarak değil, kutlu bir dava olduğuna inandıkları, vatanın birlik ve beraberliği tutkusu ile Saadet toplantılarında buluşmuşlar.
Yıllar öncesinden tanıdığım arkadaşıma da rastlıyorum toplantıda. Yanındaki delikanlı oğlu ile tanıştırıyor. Çocuk, üniversiteyi Ankara da kazanmış, uzak bir Anadolu şehrinden çıkıp gelmiş. Anne duygusal bir anafora
kapılmış, ağlayarak dostlarına anlatıyor: "Güzel Allah ımın lütfuna bakın. Koskoca Ankara da, oğluma yurt olarak neresi çıkmış biliyor musunuz Genel merkezimizin tam karşısındaki yurt. Böyle bir mutluluk olabilir mi Her sabah kalktığında, yavrum camiyi görüyor, namazlarını bu sıcak mabedde kılıyor. Adeta annelik yapıyor, bu mübarek mekan evladıma."
O duygusal anafora ben de kapılıyorum. Annenin samimi gözyaşlarını çok iyi anlıyorum. Gence bakıyorum. O da mübeşşer. Terbiyeli, boylu poslu, esmer yüzü pırıl pırıl. Pak alnından öpülecek bir memleket evladı. O da annesi gibi istibşarı anlatıyor: "Biliyor musunuz yurtta fazla talebe var, Kızılay a nakledecekler. Kimse gitmek istemiyor. Müdür çağırdı, bak senin okuluna çok yakın o yurt, seni de gönderelim, dedi. Hayır, bu manevi atmosferden beni ayırmayın diye rica ettim. Zira belki de lüks muhitlerin debdebesi, ruh alemimde bir bozguna yol açabilir endişesine kapıldım. Burada çok mutluyum. Çocukluğumda, annemle geldiğimiz partimizin binasını her gün görmek, caminin şadırvanında abdest alıp, namaz kılmak beni mesrur etmekte. Her sabah kalktığımda bu manevi iklimin ruhumu arındırdığını görüyorum. Bu anne mabedle selamlaşıyorum, konuşuyorum, O nun mihrabında huzur buluyorum. Mabedde, vatanını ve milletini çok sevdiği için haksızlığa uğrayan son çağın büyük diriliş üstadı Erbakan Hoca nın mübarek çehresini görüyorum, çok mutlu oluyorum."
Bu secde gülü çocuğa dualar ediyorum. O nu dinlerken belki de yaşıtı olan kendi oğlumu anımsıyorum. O da her zaman, "Anne, Avrupa yakasından Üsküdar a geçince toprağı öpmek geliyor içimden" der. Ki beni de camisiz Kadıköy, ne kadar yalnız bırakırsa, Üsküdar a gelince; ezan ve minare şenliği ile yalnızlıklarım kaybolurdu. Demek ki insanlar, evladlarına pek çok duyguyu da miras bırakabilmekteler.
Ankara da geçirdiğim bir gün boyunca; toplantılardan konuşmalara kadar, manevi atmosferin insan sıkıntılarına da bir şifa terapisi olduğunu gördüm. Aylardır hüzünlü hastane günleri ile bir yere adım atamıyordum.
Sadece anneciğim değil bütün koğuşlardaki hastalar için yüreğim kan ağlıyordu. Ama bu seyahat ve Balgat taki manevi ortam, Saadet Partisi genel merkezini dolduran Türkiye nin dört bir yanından akıp gelmiş; bu tertemiz, ağzı dualı, göğsü imanlı insanlarla karşılaşmak, selamlaşmak, hal-hatır sormak, bozulan ruh sağlığıma bir terapi gibi geldi. Ankara dan aldığım bu şifa terapisi ile, Küşad-ı dil olarak İstanbul a döndüm.