MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Biz Türkiye’de beka sorunu diyoruz ama gerçek sorun belli oldu. Kemal, Meral, Temel... Hepsi beş harften oluşan bir ittifakın kapsamı içerisinde bulunan anlamlı isimler olarak dikkat çekiyor” ifadeleri çok konuşuldu, tartışıldı, üzerinde yorumlar yapıldı.

Ben de burada, Bahçeli’nin bu ifadelerini eleştiren bir yazı yazdım; “Kemal Temel” başlığı ile…

Yazıya çok sayıda tepki aldım.

Zira yazıda söz konusu ettiğim Kemal Temel, İmam Hatip’te çok sevilen bir öğretmenimdi.

Arayanlardan biri de, Erzincan’da Milli Görüş’ün direklerinden ve emektarlarından İsmail Meydan’dı… Şunları anlattı; 

“1980’li yılların son çeyreği idi…

O zaman daha mobilya mağazamız yoktu, sanayide dükkânımız vardı.

Ben de İmam Hatip Lisesi yönetiminde olduğum için, okul müdürü olarak Kemal Temel bey sık sık bizim dükkâna da uğrar çay içer, sohbet ederdik. 

Yine böyle bir gün -siz de bilir hatırlarsınız- İmam Hatip Lisesi’nin emektar yeşil renkli minibüsü ile geldi, Kemal Temel bey.

Lafladık… Sohbet ettik.

Kemal bey, Buğday Meydanı’ndaki bir dükkândan bir çuval un siparişi vermiş, o çuvalı getirip, bir köşeye bıraktılar.

O arada ne oldu, biliyor musunuz? Rahmetli şoföre bir işaretle okulun resmi aracı olan o yeşil minibüsünü okula gönderdi. Anladım ki evine aldığı bu bir çuval unu, okulun resmi aracıyla taşıtmak istememişti…

Hemen o dönem öğrenci olan bizim Hikmet (Meydan) ile un çuvalını zar zor ikna ederek evine gönderdim. 

Tam da bunun devamı olarak;

Trafik kazası geçirip rahmeti Rahman’a kavuştuktan sonra okuldaki özel eşyalarını toplamak için makam odasına gittik.

Burada dikkatimi çeken bir husus oldu; o zaman okul müdürüne ait bir telefon hattı vardı, bir de jetonla konuşulan ankesörlü PTT hattı vardı. Merhum Kemal Temel beyin özel eşyaları içinde 20-30 tane telefon jetonu çıktı. Eşyaları toplayanlar olarak birbirimizin yüzüne baktık. Bu ne büyük ne ince bir hassasiyetti. Özel konuşmalarını devlete ait okul hattı yerine cebinden aldığı jetonla yapıyordu…

Allah rahmet eylesin…”

***

İsmail Meydan, merhum Kemal Temel’le ilgili bu ince hassasiyetleri dile getirince şunu düşünmeden edemedim; “Günümüzde şahsi harcamalarını devlet imkânlarından ayıran, o ince teraziyi hayatında uygulayan kaç görevli var, acaba?”

Sizce…

HAZRETİ ÖMER ADALETİ!

Hz. Ömer halifeliği döneminde; geç vakit mumunu yakmış evinde çalışırken bir kişi ziyarete gelir; selamını verir, ancak selam alınmaz.

Ziyaretçi bir anlam verememekle beraber bir kenara çekilir ve beklemeye başlar.

Bir süre sonra Hz. Ömer; selamı alır ve bu arada önündeki mumu söndürüp bir başka mum alarak onu yakar.

Ziyaretçi yaşadıklarından ötürü şaşkındır. Kendini tutamaz, sorar.

Aldığı cevap tüm zamanlardaki her yönetici için son derece önemli, üstelik anlamlıdır. 

“Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle konuşmaya başladım…”

***

Hazreti Ömer adaleti…

Her zaman lazım, herkese lazım, her şeye lazım…

Öyle değil mi!

SALDIRIDAN ASIL AMAÇ NE?

İki camide düzenlenen saldırı ile 50 Müslüman’ın şehit edildiği Yeni Zelanda’da 37 bin Müslüman var.

Bunlardan 4 bini adanın yerlisi olan Maori.

Yeni Zelanda Müslüman Derneği, 1950 yılında Auckland’da kuruldu. İlk İslam merkezi yine Auckland şehrinde 1959 yılında kuruldu. İlk cami 1979-1980 tarihinde inşa edildi.

İlk Müslüman toplum kuruluşu, Yeni Zelanda İslami Dernekler Federasyonu 1979 yılında tescil edildi.

***

Ne tesadüf! Ülkeyi ilk keşfeden İngilizler… Yani dünyanın neresinde -Keşmir gibi, Filistin gibi- Müslümanlar açısından acı ve gözyaşının hâkim olduğu yer varsa, burada da yine bu sinsi millet var.

İngiliz kâşif James Cook, 1769-1779 yılları arasında ülkeyi 4 kez ziyaret etti. Bölgeyi New Zealand olarak adlandırdı.

Bir ince ayrıntı; İngiliz Kraliyeti tüm kolonileri daha doğrusu sömürgeleri arasında en çok Maorilerden çekti! Yani, 4 bini Müslüman olan adanın yerlilerinden…

1840’ta İngilizlerle Maori şefleri ile Waitangi anlaşması yapıldı ve Yeni Zelanda İngiltere’nin kolonisi olarak ilan edildi.

***

Soru şudur; Yeni Zelanda’daki Müslümanlara yönelik katliam hangi istihbarat örgütünün/örgütlerinin işi?

Ve de şuna bakmak lazım; asıl amaç ne?

ERBAKAN HOCA’M!

Yat, yat, uyu değil; kalk, çalış dedin.

Ar etme ehline, sor alış dedin.

Atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Ne zamana kadar bu kalış dedin.

***

Biz seninle öğrendik kâfirin ayarını,

Allah’ın yardımıyla görüyordun yarını,

Dürüstlük ve nezaket timsali idin,

Bir an olsun bozmadın vakarını.

***

Ne söylediysen oluyor bir bir.

İdraki sıfırlar, almıyor tedbir.

Fabrikalarında baca tütmüyor.

Bir akıllı demiyor sebep nedir?

***

Feraset, basiret sendeydi Hocam.

Seni gösteriyor, baktığım her cam.

Sen varken bereket ve bolluk vardı.

O zamanki gibi tütmüyor bacam.

***

Seni çok özledim başımın tacı.

Sensiz yaşam inanın ki çok acı.

Sadakat ve liyakat sende idi.

Hüzün, sıkıntının sendin ilacı.

***

Tasalanma bir gün güneş doğacak.

İnanmışlar, münafığı boğacak.

Uyanacak, elbet el’an uyuyan.

Şer güçleri ülkesinden kovacak.

(Mahmut Apaydın)