Günler öncesinden televizyonlardan, gazetelerden Amerika’daki seçim kampanyasından görüntüler, yorumlar, sonuçlar işittik.

Birileri fal açıyor, birileri anket şirketlerine dayanarak yeni başkanı ilan ediyordu.

Birisi Demokrat, birisi Cumhuriyetçi’ymiş.  Birisi hümanist, birisi Müslüman düşmanıymış…

Dünya, gözünü ve kulağını Amerika’ya çevirdi. Amerikalılar sanki kendi başkanlarını değil de dünyaya başkan seçiyorlardı. Böylesi bir iklim sundular yeryüzüne.

Peki, bu algı doğru muydu?

Şu an yeryüzünde Amerikan doları dünya parası mıdır değil midir?

Sıradan bir ülkede kendi parasının yanında Amerikan doları geçerli akçe midir değil midir?

Türk parası olmadan ithalatı, ihracatı dolar üzerinden yapıyor muyuz yapmıyor muyuz?

Adamlar bir kuruşluk kâğıt parayı bize yüz dolara satıyorlar mı satmıyorlar mı?

Bu düzeni kim bize dayattı, kim dünyayı bu hale getirdi?

Bütün dünya kendini Amerika’ ya göre dizayn etme mecburiyeti duyarken, insanları bu çizgiye kimler getirdi? Gücü elinde tutanlar… Milyarlarca insanı güçsüz bırakan, garipleri sömüren, yeraltı zenginliklerini sırtına yükleyerek ülkelerine taşıyan bu zihniyet, elbet emperyalist bloğun temsilcisiydi.

Soğuk savaşın arasında kalıntıları arasında, harabeye dönmüş ülkeler batının amelesi konumundalar. Başını kaldıran, bu kurulu düzene itiraz edenler hemen alaşağı ediliyorlar.

Dünya insanlığı uyuşturuluyor…

Müslümanların hali perişanlığın ötesinde. Hür ve bağımsız Müslüman ülke çok az. Müslüman topluluklar, örtülü bir esaretin altında zar ağlamaktalar.

Bu ülkede… Seçim öncesi, herkes Beyaz Saray’ a yüzünü dönmekte, oradan icazet alınırsa, ülkenin yönetileceğine inanmakta. Vay ki ne vay… Halimize bakın.

Sütçü İmam’ın torunlarına bakın… Nene Hatun’ların mirasyedilerine bakın.

Bağımsızlık ruhunun yerini iğdiş edilmiş paçavra siluetler almış. 

Dünya, gözünü kulağını Amerika’ ya dikerken bizimkiler farklı bir pozisyon almış değiller. 

Elbet, reel zemini okumakta, var olan durumu iyi okumakta yarar var. Elbet, olup biteni bilmekte, yorumlamakta faydalar var.

Şartları bilmek, okumak ayrı şey, ram olmak, dümen suyuna girmek ayrı şey… Biz, iki arada bir derede boğuluyoruz. 

Amerikalılar, dünyaya lider seçtiklerinin farkındalar. Bu, en azından Müslümanlar için aşağıların aşağısı bir durumdur. 

Utanan var mı? 

Sıkılan var mı?

İtiraz eden, değiştirmek için akılla, bilimle, yürekle çalışan var mı?

Aslında dört yılda bir yapılan Amerikan seçimleri, dünyaya atılan aleni bir şamarın kendisidir.

O acıyı duyan yok. Duymayınca da olup biteni fark eden yok.

Biz Müslümanlar aynı günü yaşamakta, aynı günleri zincir yapıp takvimlemekte beis görmüyoruz.

Bu yüzdendir ki, ahval değişmiyor. Ne diyor yüce Allah (C.C.); “Kendinizi değiştirmedikçe sizi değiştirecek değiliz” buyuruyor. 

Anladınız mı bilmem?